Site Menüsü
Site Haritası

Organ mafyası genç kızın vicdanına takıldı (2)

Organ mafyası, genç

kızın vicdanına takıldı

 

Gökmen Küçüktaşdemir

Baş ucunda oturan dedektif Selçuk, sabırla genç kızın uyanmasını bekliyordu. Yüzü bembeyaz gözüken Gökçe ise, yatağının içinde kaybolmuş gibiydi. Oysa diyordu ki annesi; "2 yıl öncesine kadar öyle neşeli ve hareketli bir kızdı ki, onu durdurabilene aşk olsun. Önce aynalara küstü. Sonra güzelim sarı saçlarını kısacık kestirdi. Adeta tüm enerjisi yavaş yavaş içinden çekildi. Geriye, iri yeşil gözlerinde küçücük bir umut alevi kaldı. Çürüdüğü için alınan böbreği ve sürekli girdiği diyaliz makinesi olmasa, o da bu yatakta yatmaktansa yaşıtları gibi gençliğini doyasıya yaşayabilecekti. "

Bekliyordu ailesi, 21 yaşındaki kızları Gökçe'nin yeniden eski sağlığına kavuşmasını, bekliyorlardı yeni bir böbreğin bulunmasını… Zordu beklemek… Hele ki Türkiye'de organ bağışı bekleyenlerin sayısı 100 bini geçerken ve de bağış yapanların sayısı yaklaşık 6 bin iken. Bekledikçe katla katlana büyüyordu acılar… Acıya alışmak zordu oysa…

BUZ DOLU KÜVET

Biraz sonra gözlerini açan Gökçe, karşısında dedektifi görünce şaşırdı. Selçuk kendini tanıtıp genç kızın hatırını sorduktan sonra, araştırdıkları dosya için kendisine birkaç soru sormak istediğini belirtti. Gökçe hastanede kaldığı süre içinde odasını 1 haftalığına Melek isimli bir kızla paylaşmıştı. Selçuk'un öğrenmek istedikleri de o kızla ilgiliydi. 19 yaşındaki Melek, bir otel odasında buz dolu bir küvetin içinde bulunmuştu. Yanına, uyandığında hemen 112 Acil Servis'i araması gerektiği, yoksa öleceğini anlatan bir not ve cep telefonu konmuştu. Dedektif, bir böbreği organ mafyası tarafından çalınmış şekilde bulunan, sonra da Gökçe'nin hastanede kaldığı odaya getirilen bu genç kız hakkında ondan kendisine ne biliyorsa söylemesini istedi. O da, Melek'in odasına geldiği günden, yaşam mücadelesini kaybettiği ana kadar geçen o kısa süre içinde paylaştığı her şeyi aktardı. Hatta, dedektife Melek'in arkadaşları ile gittiği barda tanıştığı, ilk ve son kez o mekanda gördüğü, serçe parmağı olmayan yakışıklı, esmer bir adamdan bile bahsetti. Polis daha önce Melek'in ifadesini almıştı. Ancak rahatsızlığından dolayı aklına gelmediği için polise aksettirmediği fakat Gökçe'ye anlattığı küçük bir ayrıntı bu mafya üyelerinin yakalanmasını sağlayabilirdi.

3 hafta içinde İzmir'de yaşanan 2 benzer olaydan sonra organ mafyası dosyasını deneyimli bir dedektif olan Selçuk incelemeye başlamıştı. Bu iki olay dışında dedektifin elinde kaçırılan ya da kaybolan birçok insana ait dosya vardı. Bunlardan büyük çoğunluğu çocuklara aitti. Bazı parçalanmış cesetlerin kimi bölümleri kayıp olduğundan olayların organ mafyasının işi olup olmadığı tam olarak bilinmiyordu.

Bin dolardan başlayan organ fiyatları 200 bin dolara kadar alıcı bulabildikleri için bu işi yapanların sayısı da gün geçtikçe artıyordu. Bazen mafya üyeleri, fakir insanları ikna edip organlarını ucuza satın alıp çok daha fazla miktarlara ihtiyaç sahiplerine satıyordu. Bazen de organları için insanları kaçırıyorlardı…

2 gün sonra Güzelbahçe sahilinde, deniz kenarında balık tutan gençler bir ceset buldular. Orta yaşlarda bir adama ait olan cesedin bazı bölümleri parçalanmış olduğundan dedektif Selçuk da olay yerine gitmişti. Belki bu organ mafyasının işi olabilirdi? Suda fazla kaldığından yüzü tanınmaz hale gelen adamın üstünde kim olduğunu gösteren hiçbir belge bulunamadı. Ertesi gün bu olay, kentte yaşanan organ mafyası tedirginliği nedeniyle gazetelere organ mafyası olabileceği şüphesiyle yansıdı. Ancak, Adli Tıp Kurumu yaptığı açıklamayla bunun doğru olmadığını vurguladı. Yetkililer, cesedin bir teknenin motorunun pervanelerine takıldığı için böyle gözüktüğünü belirttiler. Ayrıca Selçuk'un ulaştığı ayrıntılı raporda, akciğerlerinde bulunan su nedeniyle adamın denize düşerken canlı olduğu anlatılıyordu. Ölüm nedeni boğulmaydı ve adam öleli 2-3 hafta olmuştu. Polis, 2 hafta önce denizde kaybolan bir balıkçı ile ilgili ihbardan yola çıkarak adamın ailesinin de yardımı ile kimlik tespiti yapmayı başarmıştı. Ceset 42 yaşındaki Ramazan Kızıl'a aitti. Selçuk bu olayı takip ederken cep telefonu çaldı. Arayan Gökçe'ydi.

KONUŞMALARI DUYDU

Gökçe telefonda, babasının kendisine nakil için bir böbrek bulduğunu söylüyordu. "Çok sevindim" dedi dedektif.

Gökçe şöyle devam etti; "Başta ben de çok sevinmiştim ama durum bildiğiniz gibi değil. Babamın annemle konuşmalarını tesadüf eseri duydum. Babamın bu organı mafyadan alacağını öğrendim. Adamlar babamı, beni hastanenin önünde beklerken bulmuşlar ve onu ikna edip pazarlık yapmışlar. Babam 3 bin dolar vermeye razı olmuş. Hatta paranın birazını vermiş bile. Selçuk Bey, ben ölürüm de mafyadan alınan bir organla yaşayamam. Bunu bana nasıl yaparlar anlamıyorum? Babamla konuştum ama bana çok kızdı. Bunu da kimseye söylemememi istedi. Beni çok sevdiklerini biliyorum ve onun için bunu yapmalarını anlamaya çalışıyorum. Fakat ben kullanacağım organın bir başkasından çalınmış olacağı şüphesiyle yaşayamam. Ya o insan Melek gibi bir kızsa? Ayrıca bu tarz insanlara kazanç kapısı olmayı sürdürürsek bu adamlar yarın başkalarının da canını para kazanmak için acımadan alırlar. Ben asla bu böbreği istemiyorum. Bir de başka önemli olan bir nokta daha var. Daha önce hatırlarsanız Melek'in bana serçe parmağı olmayan bir adamdan bahsettiğini size söylemiştim. Babamdan duyduğuma göre bu adamlardan da birinin serçe parmağı yokmuş."

Selçuk, Gökçe'yi sakinleştirdikten sonra şunları söyledi: "Sen hiç merak etme ben sana yardımcı olacağım. Eğer sen de bana yardım edersen bu mafya üyelerini yakalarız."

Gökçe, "Tamam" dedikten sonra Selçuk kafasındaki planı ona da anlattı. Planın Gökçe'ye düşen tarafı, babasının sözünü dinler gibi gözüküp kimseye hiçbir şey belli etmeyecek olması ve olup bitenden Selçuk'u hemen haberdar etmesiydi.

DOKTOR KILIĞINA GİRDİLER

Nakil, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde gerçekleşecekti. Yapılan testlerde Gökçe'nin vücudu ile böbreğin uyum sağlayabileceği saptanmıştı. Her şey normal gözüküyordu. Sıra mafya üyelerinin parasını vermeye gelmişti. Tam Gökçe'nin babası Erhan, paraları mafyanın 2 elemanına verirken doktor kılığına giren polisler şahısları yakaladı. Erhan, büyük şok yaşadı. Hastanenin koridoruna çöküp kaldı. Hata yaptığını anlamıştı. Yaşananlar için çok üzülmüştü. Ya şimdi kızına ne olacaktı?

Zanlıların yapılan sorgulamasından sonra çeşitli evlere yapılan baskınlarda 6 kişi yakalanıp nöbetçi mahkemeye çıkarıldı. Sanıklar hakime suçlarını itiraf ettiler. Duruşma sonunda suçluların tutuklanarak cezaevine gönderilmelerine karar verildi. Melek de onların kurbanları arasında yer alıyordu.

Gökçe ise o gün ameliyat olmadı. Babasının almak istediği böbrek bir başkasına şifa oldu. Bu arada bu olaydan birkaç gün geçmişti ki Sağlık Bakanlığı gösterdiği cesaret ve kararlılığı ile örnek olması nedeniyle Gökçe'yi organ nakil sırasının en önüne aldığını açıkladı. Ve ilk gelen böbreğin kendisine takılmasına karar verdi. Bu kararın çıkmasında 5 gün sonra Gökçe yeni böbreğine kavuştu. O ve ailesi ameliyattan sonra mutlu bir şekilde evlerine döndüler.

İngiliz filozof John Stuart Mill der ki, "İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için yaparlar."

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche