• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Köle olmayı seviyoruz

 

 

Köle olmayı seviyoruz
 
Hayatımızın en güzel yıllarını, planladığımız emeklilik hayali için harcıyoruz. Daha okurken 55 - 60 yaşına geldiğimizde kuracağımız yeni düzen, çıkacağımız o muhteşem yolculuk ya da sakin bir yaşantı beklentisi bizi zehirli bir sarmaşık gibi sarıp sarmalamaya başlıyor. Ertelemekte, es geçmekte, uzakta tutmakta üstümüze yok. Hem kargaşanın içinde, işverenin arzu ve istekleri arasında, bencillik denizinde yaşamaktan şikayet eder hem de bize sunulan yıllık ve haftalık izinleri şükranla kabul edip bu ödülle yaşantımızı sürdürürüz. Bir işimiz, iyi sayılabilecek bir maaşımız varsa bizden iyisi yok. Eğer yaşadığınız olumsuz durumlar karşısında isyan etmeyerek, bir duruş sergilemeyerek, görmezden gelerek sistemin içinde kalırsanız, o sizi hep daha iyisine sahip olma hayali ile besler. Kredi kartlarıyla, banka kredileriyle büyütür. İşsiz kalma korkusuyla da itaat etmeyi öğretir.
 
***
 
Bu sistemin günümüze ait olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Antik Roma'da kölelik toplum ve ekonomide önemli bir rol oynardı. El işçiliğinin dışında köleler, ailevi hizmetleri görürlerdi. Çok yetenekli iş ve mesleklerde de istihdam edilirlerdi. Öğretmenler, muhasebeciler, doktorlar genellikle kölelerdi. Özellikle Yunan köleler yüksek eğitimli olabilirlerdi. Vasıfsız köle ya da ceza olarak köleliğe mahkûm olanlar, madenlerde, değirmenlerde ve çiftliklerde çalışırlardı. Onların yaşam koşulları acımasız ve hayatları öteki kölelerden daha kısaydı. Nitelikli veya eğitimli köleler kendi paralarını kazanmak için izin alabilirdi ve böylece ileride kendi özgürlüklerini satın alabilirlerdi.
 
***

Anlayacağınız bugün değişen tek şey hukuki bir takım kurallar. Onların da günümüzde ne kadar işler olduğu tartışılır. Kişiye göre değişen yasa ve kanun olur mu? Maalesef bizim ülkemizde oluyor. "Dolayısıyla; düşünme! Sorgulama! Ve olağan akışta olmaya devam et!" mantığının içine hapsedilen insanlar olarak nefes alıp vermeyi sürdürüyoruz. Ancak kentlerden biraz uzaklaştığımızda, doğada biraz yürüdüğümüzde, deniz tuzu tenimize değdiğinde, beynimize oksijen gittiğinde düşünmeye başlayabiliyoruz. Ve aklımıza ilk gelen soru: "Tüm bunları yaşamak zorunda mıyız?" oluyor.
 
***

Gözünün görmek istediğine izin verenler, yüreğinin sesini dinleyenler, özgür olmak isteyenler kendilerine yeni bir hayat seçebiliyorlar. Sonra biz de onların seçimlerini uzaktan takip ediyor, deneyimlerine kulak kabartıyor ya da bir yerlerde okuyoruz. Anlarımız, "Acaba?"larla tükeniyor.
Hayali; hep çalışmak, çok çalışmak olanlara, işin stresini kentin trafiğini severek yaşamak isteyenlere söyleyecek bir sözüm yok elbette. Ya da bundan başka çaresi olmadığını düşünenlere...
Sözcükler gideceği yolu bilir. Çünkü yol tektir. Aynı doğrultuda gidersen başladığın yere gelirsin. Bize sunulan kısacık bir ömür var. Doğuyoruz, büyüyoruz ve geldiğimiz gibi bu dünyadan ayrılıyoruz. Henüz hiç birimiz, "Bu hayata bir daha gelecek miyiz?"in cevabını kesin olarak bilmezken, çalar saatimizin eşliğinde - hayatından mutlu olmayanlar olarak - her yeni güne mutsuz bireyler olarak uyanıyoruz. Değişmek, farklılaşmak, kurduğumuz hayallere ulaşmak için her zaman bir şansınız var. İstediğiniz hayat aslında çok uzakta değil.
 
 
CazKedisi ile şiir keyfi
 
Geçtiğimiz günlerde kitap rafları arasında çıktığım yolculukta şirin mi şirin bir dergiye rastladım. Kapağındaki yazı şöyle başlıyordu: CazKedisi sütten kesildi, cazdan ve şiirden kesilmedi. Cebimdeki son parayla aldığım CazKedisi adlı şiir ağırlıklı dergi, boyutları ve içeriği açısından çok hoşuma gitti. İzmir'de basıldığını ve yayın yönetmenliğini Halim Yazıcı'nın yaptığını öğrenince mutluluğum daha da arttı. Ama sonradan 3 ayda bir yayınlanan derginin elimdeki 4. sayısının basım tarihinin 29 Aralık 2015 olduğunu gördüm. Umarım CazKedisi yayın hayatına devam ediyordur ve benim elimdeki sayısı tesadüfen raflarda kalmıştır. Şimdi isterseniz bir de
CazKedisi'nin son sayfasındaki Richard Brautigan'a ait Yağışlı Aşk adlı şiirin dizelerine bir göz atalım isterseniz bakalım orda neler yazılmış:
"Nedendir bilmem ama
Kendimden şüpheye düşerim
Ne zaman çok sevsem bir kadını"


 
Metroda sanata saldırı

İzmir metrosunda İzmirspor durağındaki müzisyen isimli heykele yapılan saldırının görüntülerini üzüntüyle izledim. Heykel "çıplakmış ve flüt çalıyormuş" diye bir kendini bilmez, bir cahillik abidesi tarafından devrilip kırıldı. Vandalizm ve şiddet meşrulaştıkça bunun sonu gelmeyecektir. Bunu yapan en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Bunlar, bahsedilen Yeni Türkiye'nin mahsulleri, güzel ülkemin çirkin yüzleri.
 
 
Gökmen der ki

Yaşanılabilecek bir dünya için mücadele edilecek en büyük düşman cehalettir. 
 

Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche