• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Aşkın doğurduğu ölümcül virüs (13)

 
 
Aşkın doğurduğu
ölümcül virüs
 
Gökmen Küçüktaşdemir
 
 
Karşıyaka Devlet Hastanesi'nin önü kalabalıktı. Aniden rahatsızlanan genç bir kadın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Gözlerini yummadan bir süre önce derisinin rengi şaşılacak bir şekilde kırmızıya dönüşmesi herkesi korkutmuştu. Henüz tam olarak sebebi bilinmeyen bu olay nedeniyle merhumun yakınları şaşkındı ve sabırsızlıkla ölüm nedenini merak ediyorlardı. Doktorlar,  giderek sinirleri bozulan topluluğa genç kadının 'kan iltihabı'na maruz kaldığını söylediler. Yani bir virüs kanına karışarak vücudunu istila etmişti. Toplanan veriler ışığında, bunun daha önce görülmeyen ve vücudu çok kısa süre içinde esir alan yeni bir virüs türü olduğu anlaşıldı.
 
 
2 GÜNDE 2 OLAY DAHA
 
 
2 gün içinde 1 benzer olay daha yaşanınca İzmir İl Sağlık Müdürlüğü harekete geçerek virüsün kaynağını ve nasıl yayıldığını araştırmaya başladı. 5. günde ölüm sayısı üçe yükselince Valilik de olaya müdahale ederek araştırmanın daha derin bir şekilde yürütülmesi için bir ekip kurulmasını istedi. Bu ekip sayesinde Emniyet ve Adli Tıp Kurumu daha koordineli bir şekilde çalışacak, kentteki tüm hastaneler bu tür vakaları hemen kurulan özel merkeze yönlendirecekti. Üniversite hastanelerinde de gerektiğinde yardım alınacaktı. Bu kurulan özel merkezdeki laboratuvarın başında zekası ve güzelliği ile nam salan adli tabip Sinem Ataşer vardı.   
 
Sabah getirilen cesetleri asistanına göz ucuyla işaret eden Sinem, "Büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız" dedi. Sonra da asistanı Dilara'yı mikroskopta gördüklerini göstermek için yanına çağırdı. Dilara mikroskoptan bakarken Sinem, "Pnömokok bakterisine (Menenjit, zatürree gibi hastalıklara neden olan bakteri) benziyor ama hücreler çok daha büyük, hücre çeperleri çok daha kalın ve çok daha hızla ürüyorlar. İnanılacak gibi değil ama hücreler, bedenleri kırmızıya dönüştüren ve sadece bitki hücrelerinde bulunan yapılardan biri olan plastitler barındırıyor. Yaptığım birkaç deneyde gördüm ki ortam sıcaklığı ne olursa olsun çoğalarak yayılmalarını sürdürüyorlar. Ve bir kez vücuda girerlerse üç gün sonra tamamen o kişini bedenini ele geçirip öldürüyorlar. Bu; şarbon, brusella, veba, Q ateşi, tularemi, çiçek, botulizm ve risin gibi hiçbir ölümcül hastalığa benzemiyor. Şimdiye kadar böyle bir virüse rastlamadım. Umarım yeni kurbanlarla karşılaşmayız" dedi. 
 
Mağdurların yakınları, hastalığın yüksek ateş, yorgunluk, mide bulantısı ile başladığını, sonra da krizle birlikte gelen bayılmayla devam ettiğini anlatıyorlardı. Yapılan deneylerde virüsün solunum yoluyla geçtiği anlaşıldı.
 
 
TERÖRİZM ŞÜPHESİ
 
 
Emniyet Müdürlüğü'nün kurduğu ekibin başındaki tecrübeli dedektif Gökay Meriç ise, virüsün kaynağına ulaşmak için hemen çalışmalara başlamıştı. Asıl olarak Cinayet Masası'na bağlı olan Gökay bu işin teröristlerin yaptığını düşünüyordu. Yoksa böyle bir hastalık birden nasıl ortaya çıkıp da yayılıyor olabilirdi? Bir an önce kaynağa ulaşmalıydılar. Çok sayıda insanın yaşamı tehdit altındaydı.
 
 
Polisler ve sağlıkçılardan oluşturulan özel ekip ilk ölen Mehtap isimli genç kadının evine giderek araştırma yaptı. Ama evde hiçbir şey bulunamadı. Mehtap yalnız yaşıyordu. Onu hastaneye getirenler çalıştığı bankadaki iş arkadaşlarıydı. Polis iş arkadaşlarıyla ve daha sonra da sevgilisi Mert ile konuştu ama bir sonuç elde edemedi. Ölen ikinci kişi ise bir taksi şoförüydü. Şoförün eşi öldüğü haberi üzerine ziyarete gittiği Muğla'daki ailesinin yanından dönmüştü. Şoförü hastaneye 2 oğlu birlikte götürmüşlerdi. Teste tabi tutulan çocuklarda hiçbir anormalliğe rastlanmadı. Adamın evindeki incelemeden de bir şey çıkmamıştı. Polis her kurbanın son 1 hafta içinde görüştükleri kişileri ve telefon görüşmelerini de mercek altına almayı unutmadı.
 
 
Sonuncu merhum ise genç bir çiçekçi çırağıydı. 18 yaşını yeni doldurmuştu. İş çıkışı rahatsızlanınca hastaneye gitmiş ve bir daha çıkamamıştı. Yakınları, diğerler merhumların ailesi ve akrabaları gibi üzüntüden perişan olmuştu.
 
 
Tabii yaşananları basının da duyması üzerine olaylar hem ulusal hem de uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı. Sağlık Bakanlığı gerekli çalışmaların yürütüldüğünü panik yaratacak bir durumun olmadığını ancak insanların tedbirli olması gerektiğini açıkladı. Bu arada bir grup profesör de bu yeni hastalığı önlemek adına aşı geliştirmek için çalışmaya başlamıştı.  
 
 
Yapılan açıklamaları televizyondan izleyen Sinem, Gökay'a "Bu üç kişinin aralarında bir bağlantı olmalı" dedi. Gökay, Sinem'e hak vererek onu, "Oturdukları yerler birbirine yakın sayılır. Demek ki hastalığın kaynağı Karşıyaka taraflarında" diye yanıtladı. Haberler bitince Gökay görev alanına döndü, Sinem ise laboratuvarda kaldı. Son 24 saattir yeni bir vakanın görülmemesi yapılan çalışmaları kayda geçiren Sinem'i biraz rahatlatmıştı. Gökay çıkarken laboratuvarın kapısını açık bırakmıştı. Bir ara elinde bir demet çiçekle kapının önünden bir adam geçti. O anda Sinem'in kafasındaki bazı resimler yerine oturdu. Sinem, Mehtap'ın evinde salondaki bir vazonun içinde kırmızı güller görmüştü. Çiçekler hastalığın taşıyıcısı olabilirdi.
 
 
ÇİÇEKLER TOPLANDI
 
 
Hemen Gökay'ı arayarak şüphelendiği durumu anlattı ve o çiçeklerin kendisine getirilmesini istedi. Çok geçmeden çiçekler büyükçe ve ağzı iyice kapatılmış bir çöp torbasının içinde geldi. Sinem, bir parça örnek alarak incelemeye başladı. Az sonra, mercek altında gördüklerinin ardından "Bingo" diye bağırdı… Sonunda bulmuşlardı, gülün yaprakları hastalığa neden olan virüsleri barındırıyordu. Çiçekler taşıyıcı olmalıydı. Zaman kaybetmeden Gökay'la birlikte çırağın çalıştığı çiçekçiye gittiler. Dükkandaki bütün çiçekler toplanarak araştırma için laboratuvara götürülürken işyeri sahibi de gözaltına alınarak ifadesine başvuruldu. Ayrıca çırağın son gittiği adresler ve o gün çiçek gönderenlerin listesine ulaşıldı. Çiçekçi, 30 yıldır bu işi yaptığını ama başına ilk kez böyle bir şey geldiğini söylüyordu.
 
 
Mehtap'a o gün çiçek gönderen kişi ise sevgilisiydi. Polisler, Mehtap'ın sevgilisi Mert'in peşine düştüler. Bu arada bir başka grup polis ve sağlık ekibi de hemen işbölümü yaparak çırağın o gün gittiği tüm ev ve işyerlerindeki alıcıları merkeze götürerek çeşitli testlerden geçirdiler. Virüs tespit edilemeyince de hepsini serbest bıraktılar. Laboratuvara götürülen çiçeklerde de virüse rastlanmayınca şüphe okları Mert'e döndü. Çünkü, Mert siparişi dükkana gelerek vermiş ve çiçekçinin söylediğine göre kısa bir süre çiçeklerle yalnız kalmıştı. Gökay, "Çırak, dükkanın aracı arıza yapınca teslim süresini doldurmamak için taksiye binmiş" dedi. Sinem de, "O zaman, aracı kullanan bizim şoför. Çırak araca binince, hem şoför hem de kendisi çiçeklerin kokularını solunum yoluyla yaydığı virüslerden etkilenmiş olmalı" dedi. Polis, 24 saat süren aramanın ardından Mert'i yakaladı. Sorgulama sonunda Mert, Mehtap'ın ve diğerlerinin ölümünde dolayı suçlu olduğunu ama bunu bilerek yapmadığını söyledi. Mert bir eczacıydı ama aynı zamanda bir bitki uzmanıydı. Yaptığı deneyler sırasında çiçekleri uzun süre canlı tutan bir bakteri bulmuştu. Bunu da ilk önce sevgilisine göstermek istemişti. Çiçekçideyken bir fırsatı bulup aldığı çiçeklere suyla karıştırmış olduğu bu bakterileri bir şişe yardımı ile püskürtmüştü.
 
 
Mert, "Tek amacım sevdiğim kadına unutamayacağı bir hediye vermekti" diyordu fakat yaptığı keşif 3 kişinin hayatına mal olmuştu.
Mert sorgulamasının sonunda, "Korktuğum için hiçbir şey söylemedim şimdiye kadar. Lütfen araştırın benim ürettiğim bakteriler insan sağlığına zarar vermez. Muhakkak bir başka madde ile reaksiyona girmiştir" dedi. Mert'in mahkemeye çıkarılması beklenirken Sinem laboratuvarda bu kez Mert'in haklı olup olmadığını öğrenmek için çalışmaya başladı. Çiçekçide bulunan tüm kimyasalları inceledi. Sonunda Mert'in haklı olduğunu, çiçekleri parlatmak için kullanılan spreyi incelediğinde karar verdi. Spreyin içindeki maddeler bakterilerle reaksiyona girerek ölümcül bir virüse dönüşmüştü. Sinem'in hazırladığı rapor sonucunda Mert serbest kaldı ama artık sevgilisini kaybetmiş olmanın üzüntüsüyle yaşayacaktı.    
 

Yorumlar - Yorum Yaz
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche