• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=05347896126
  • https://twitter.com/Kucuktasdemir
  • https://www.instagram.com/gokmenktd/
  • https://www.youtube.com/channel/UC2oheUfhR7iDi5hqG-_1HfA?view_as=subscriber
Site Menüsü
Linkler
Site Haritası

Sen çok yaşa Homeros





Sen çok yaşa Homeros

Gökmen Küçüktaşdemir
 
Bindiğiniz uçak düştü. İnsansız bir yerde kayboldunuz ama çalışan bir telsiziniz var… Sizi en kolay nasıl bulurlar? Size önce koordinatlarınızı sorarlar. Bilmiyorsanız, bulunduğunuz yeri tarif etmenizi, yer şekillerini anlatmanızı, hava koşullarından bahsetmenizi isterler. Her soru size yaklaşmalarını sağlar. 
İnsanda kendini sorular sorarak tanır. Nereli olduğu, atalarının kimler olduğu gibi kimi soruların cevapları araştırdıkça, okudukça karşısına çıkabilir. Hatta çok eski metinlerde bile görebilir bunları. Mesela bir destanda… İnsan okudukça yerini, yurdunu, insanını kavrar. 
Geçmişte, bugün İzmir olarak bildiğimiz Smyrna kenti İyon dünyasının önemli kültür merkezlerinden biriydi. Şimdilerde biz gençlere nasıl tarih bilinci aşılamaya, edebi bir alt yapı kazandırmaya çalışıyorsak yüzyıllar önce de “Homereion” ve bir Homeros geleneği/okulu olduğuna dair anlatılar var.
Buradaki “okul” modern anlamda bir bina ya da akademiden çok, Homeros destanlarını okuyan, ezberleyen, yorumlayan ve kuşaktan kuşağa aktaran bir ozanlar ve bilginler çevresi olarak düşünülüyor. Homeros’un şiirlerinin bu okularda sistemli biçimde öğretildiği ve sahnelendiği fikri yaygın.
Hatta bazı antik yazarlar, Smyrnalıların Homeros’u “kendi şairleri” olarak gördüğünü ve onun adına törenler, şiir okumaları düzenlediklerini aktarır. Bu da kentin Homeros’la bağını sadece bir doğum yeri iddiası değil, yaşayan bir kültürel miras olarak sahiplendiğinin bir göstergesi.


Peki kim ki bu Homeros, yazdıkları dilden dile aktarılmaya çalışılırken bugün bile pek çok ülke onu sahiplenmeye çalışıyor? 
Homeros’un MÖ 8. yüzyıl civarında yaşadığı kabul edilir. Antik dünyada, İlyada ve Odysseiadestanlarının şairi olarak anılır ve Batı edebiyatının kurucu figürlerinden biri sayılır. Antik kaynakların önemli bir kısmı, Homeros’un Meles (bugünkü Kemer) Çayı kıyısında, Smyrna’da (İzmir) doğduğunu söyler. Bu anlatıya göre gençliğinde İyonya bölgesinde dolaşmış, destanlarını sözlü olarak anlatmış ve ilerleyen yıllarda görme yetisini kaybetmiştir. Meles kıyısı, antik çağda şairler ve bilginler için ilham kaynağı sayılan bir yer olarak da anılır.



Çocukluk hayali yazar olmak olan birisi olarak benim yolum Homeros ile çokça kesişti. İlk karşılaşmam evimizin kütüphanesinde oldu. İlyada destanıydı. 
İlyada, Troya Savaşı’nın son dönemini anlatır. Akha ordusunun en büyük savaşçısı olan Akhilleus’un, Komutan Agamemnon ile yaşadığı onur çatışmasının savaşa etkisini okuruz. Yıllar sonra İzmir Balçova’da Agamemnon kaplıcalarının suyundan şifa toplarken kehanet merkezi Klaros’taki (Menderes) oturur vaziyetteki Homeros heykeli aklıma gelmişti. Ama bir sinema tutkunu olarak beni en çok etkileyen ise Troya filmiydi. Ve aklımda o günde bugün de hep şu soru var. Her şeyiyle Anadolu kokan, bizi çağrıştıran bu hikayeyi biz çekmedik de neden Hollywood yaptı?


Plan B Entertainment (Brad Pitt’in yapım şirketi) ve Warner Bros’un yapımcılığını üstlendiği bu ABD filminde Tanrılar neredeyse tamamen hikâyeden çıkarılmıştı. Oysa İlyada destanındatanrılar olaylara sürekli müdahale ediyordu. Destanda yıllar süren olaylar, filmde kısa bir zaman dilimi gibi gösterilmişti.
Tam bu noktada belirtmem gerekiyor ki 2004 yapımı bu filmden tam 22 yıl sonra Homeros’un ikinci destanı, Christopher Nolan’ın yönettiği “The Odyssey” filmi 17 Temmuz 2026 tarihinde sinemalarda gösterime girecek.
Homeros destanları, yazılmadan önce sözlü olarak söylenen şiirler geleneğine dayanıyor. Destanda dizelerin ya da ifadelerin farklı sahnelerde tekrarlandığını, kalıplaşmış sözlerin kullanıldığını görüyoruz. Bu anlatım tarzı Yüzüklerin Efendisi’nde de gözümüze çarpıyor. Bir filolog olan Tolkien bunu bilinçli ve “yazılı bir destan” olarak yeniden kuruyor.


Örneğin Homeros; “çevik ayaklı Akhilleus”, “ak saçlı Nestor”, “kurnaz Odysseus” derken Tolien, “Aragorn, Isildur’un Varisi”, “Gandalf, Gri Büyücü / Ak Gandalf” diyor.
Homeros, destanları daktilik heksametre denilen ölçüyle yazmıştır. Bu ölçü, anlatıya akıcı, şarkımsı bir ritim kazandırır, uzun anlatıların dinleyici tarafından daha rahat takip edilmesini sağlar. Bu yüzden Homeros’un dili, okunduğunda olduğu kadar dinlendiğinde de etkileyici bir yapı sunar. Homeros, soyut duyguları bile gözle görülür sahneler gibi anlatır: Savaş sahnelerinde zırhın parıltısı, kılıcın sesi, toprağa düşen bedenin ağırlığı hissedilir. Doğa betimlemelerinde rüzgâr, dalga, ateş ve gökyüzü neredeyse birer karakter gibi davranır. Bu, destanlara güçlü bir görsellik ve sinematografik etki kazandırır. Homeros’un en dikkat çekici yönlerinden biri, uzun ve ayrıntılı epik benzetmeler kullanmasıdır. Örneğin bir savaş sahnesini anlatırken: Askerlerin çarpışmasını, dağlarda karşılaşan iki fırtınanın ormanı yıkıp geçmesine benzetir. Bu benzetmeler, sahnenin duygusal etkisini büyütür ve anlatıya şiirsel bir derinlik katar.


Homeros’un anlatıcısı: Genellikle tarafsız ve kapsayıcıdır. Sadece Akhaları değil, Troyalılarıda onurlu, acı çeken, seven insanlar olarak gösterir. Bu yüzden Hektor gibi “karşı taraf” kahramanları bile büyük bir saygıyla anlatılır. Homeros, dili ve anlatımı, insani duygular ile ilahi güçler arasında sürekli bir denge kurar.
Homeros ile karşılaştığım bir başka yer ise yönetmenliğini yapmam için teklif edilen bir müzikaldi. İzmir Aşkına 8500 adlı müzikal Smyrnalılar ile başlıyor Homeros ile devam ediyordu. Bizim Homeros sahneden İzmirli olduğunu söyleyerek ayrılıyordu. Evet biz yukarıda saydıklarım gibi onun İzmirli olduğunu gösteren pek çok kanıt olduğunu biliyorduk. Ama dünyanın da bunu bilmesi gerektiği için onu sahneye taşımıştık. 



Herodotos, Strabon ve Pausanias gibi antik yazarlar, Homeros’u Smyrna ile ilişkilendirir. Smyrna, antik çağda “Homeros’un memleketi” olduğunu iddia eden başlıca şehirlerden biriyken diğerleri arasında Khios, Kolophon ve İos da vardır. Filologlar, destanlardaki dilin ağırlıklı olarak İyon lehçesine dayandığını vurgular. Smyrna, İyon dünyasının önemli merkezlerinden biri olduğu için bu durum, Homeros’un bu kültürel çevrede yetişmiş olabileceği fikrini destekler. Bazı antik biyografilerde Homeros “Melesigenes” (Meles’tendoğan) lakabıyla anılır. Bu ad, doğrudan Smyrna’daki Meles Çayı’na işaret eder ve İzmir bağlantısının en sembolik kanıtlarından biri kabul edilir. Bunun dışında dönemin vazolarında onun hikayeleri tasvir edilir. 
Homeros ile karşılaşmalarımız bununla da bitmedi. Uluslararası Mitoloji Film Festivali Sanat Yönetmeni olunca elbette Homeros rehberim oldu. Her yerde ekibimizle birlikteydi. Kloras’aziyaretimizde, Troya Müzesi’nde geçen yıl yaptığımız festivalin final etkinliğinde, Aydın ve Urla’daki Histroy belgeseli gösteriminde... Yine Urla’da Yaşar Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük, Smirna Kazısı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy ve Uluslararası Mitoloji Film Festivali Direktörü, yazar Gülşah Elikbank katılımıyla yapılan “Homeros Günümüze Ne Söylüyor?” başlıklı söyleşide…

Bence bundan sonra da ne biz onu bırakırız ne de o bizi bırakır. 
Sen çok yaşa Homeros…
 
 

 

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar43.512843.6872
Euro51.602251.8090
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche