• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Tesadüflere inanmadı, cinayetleri çözdü (3)

Tesadüflere inanmadı, cinayeti çözdü

 

Gökmen Küçüktaşdemir 

Fransız yazar Alphonse Karr demiş ki: Herkesin üç kişiliği vardır; ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı…

Cinayet Masası dedektifleri telsizden anons edilen İzmir Buca'daki olay yerine geldiklerinde, biri koltukta, diğeri de yerde yatan iki kadın cesedi gördüler. Ev, 9 Eylül Üniversitesi'nin Eğitim Fakültesi Kampusu yakınlarındaydı. Küçük, sevimli bir mekandı; tabi içerde gezinen Olay Yeri İnceleme Ekibi'ni, diğer polisleri, kanlar içinde yatan merhumları ve bilgi almak için kapıda bekleyen gazetecileri saymazsak. Olay, ilk bakışta silahlı gasp gibi gözüküyordu. Kızların paraları ve cüzdanları ile bazı değerli eşyaları çalınmıştı.

YALNIZ SANIYORDU

Dedektif Tolga evin kapısından salona doğru gözlerini gezdirerek baktıktan sonra yanındakilere, "Bu bir infaz" dedi. "Kapıda zorlama yok. Fail tanıdık biri olmalı. Koltukta oturup bir süre konuştuktan sonra yanındaki tabancasını bir kez ateşleyerek kızı alnından vurmuş" diyen Tolga şöyle devam etti, "Katil içeride ikinci bir kişinin olduğundan habersizmiş. Yerde yatan kız tahminimce içerideki odadan sesleri duyup da gelmiş. Ama katile görünmesi iyi olmamış. Salona girip olan biteni anlayınca kalbine isabet eden 2 kurşunla hayatını kaybetmiş."

Dedektif Şeyda ise, bir süre konuştuklarını nerden biliyorsun deyince Tolga, masanın üstündeki kül tablasının içindeki iki izmariti göstererek, "İkisinin de yarısı içilmiş. Ancak biri bilerek söndürülmüş. Ki bu büyük ihtimalle katilin... Diğeri ise bitirilmesi izin verilmediği için külü uzamış. Ki bu da üstündeki ruj izinden de anlaşılacağı gibi koltuktaki kızın olmalı" dedi.

Dedektif Serdar da, "Bence bu daireye birbirinden farklı iki kişi girmiş. Birincisi kızları öldüren katil, diğeriyse bir hırsız. Hırsız öldürülen gençlerle empati kurmuş olacak ki onların üzerlerindeki altın kolye ve bilezikleri almamış" dedi.

Bu arada polis memurlarından biri kimlikleri tespit edilen kızların Müzik Öğretmenliği bölümünde okuyan iki sınıf arkadaşı olduklarını söyledi dedektiflere. İlk öldürülen kızın ismi Meltem Canbakır, diğerinin ki ise Aysu Önder'di.

Olay Yeri İnceleme Ekibi yaptığı araştırmada, kapıdaki parmak izlerinin Ekrem Sönmez adında bir kişiye ait olduğunu tespit etti. Ekrem Sönmez, orta yaşlı ve hırsızlıktan sabıkalı bir adamdı. Polisin onu bulması çok zor olmadı. Olaydan 1 gün sonra Cinayet Masası'na getirilen zanlı, dedektifler tarafından sorgulandı. Yaptığı hırsızlığı itiraf etse de cinayetleri işlemediğini söylüyordu. Sönmez, evin açık bulduğu kapısından içeri girdiğini, gördükleri karşısında şaşkına döndüğünü, daha sonra da değerli ne bulduysa alıp oradan uzaklaştığını söyledi. Sigara izmaritindeki DNA ise ona ait değildi ama veri tabanında da kime olduğu yer almıyordu.

OLAY YERİNE DÖNDÜLER

Serdar başka bir kanıt bulmak ve komşularıyla görüşmek üzere olay yerine tekrar giderken Şeyda, Cinayet Masası'na davet edilen Meltem ve Aysu'nun aileleri görüştü. Tolga ise kızların okul arkadaşlarıyla görüşmek üzere üniversiteye gitti. Meltem, 2 yıl önce yurttan ayrılarak verdiği keman derslerinden kazandığı parayla bir ev tutmuştu ve yalnız yaşıyordu. Antalya'da oturan ailesi haberi duyar duymaz gelmişti. Meltem'in bir sevgilisi vardı ama arkadaşlarının ifadelerine göre 3-4 gün önce bir haftalığına İstanbul'a ailesinin yanına gitmişti. İzmir'de ailesiyle yaşayan Aysu'nun ise bir sevgilisi yoktu. Meltem'le bir hafta sonra verecekleri dinletiye hazırlanmak için oradaydı. Her ikisi de başarılı birer öğrenciydi.

Serdar, Meltem'in evinde araştırma yaparken bir kitabın en arkadaki boş sayfalarına yazılmış Mesut Altın bir not gördü. Notta şunlar yazılıydı:

"Hem bu kadar yakın, hem bu kadar uzak… Bu nasıl bir şarkı ki içimden taşarak büyürken dilimin ucunda susturmak zorunda bırakacak… Oysa içimde dev bir orkestra var, en iyi bestelerini çalmak için tek bir işaret bekliyor olacak.

Bekliyoruz hep birlikte… Odamı aydınlatan gün, güne dağılan umutlarla birlikte… Baharı özleyen toprak, güneşe tutkun kardelen gibi… Vapur iskelesinin hareketliliğinde tanıdık, içten, samimi, sıcak bir yüz arar gibi… Bekliyoruz, beklemenin bizi içine çektiği labirentlerin ortasında, dar ve çıkmaz sokakların arasında. Yorgun muyuz? Hayır!

O da bekliyor… Kendi dağlarını aşıp düz bir ovanın ortasında, etekleri uçuşurken ellerini savurup dans etmeyi. Hayatını adayacağı adamdan emin olabilmeyi…

İç içe geçmiş yaşamların eksiltilmiş kahramanlarıyız, kendi hayallerimizi paraşüt edinmiş mutlu insanlar ülkesine inmeyi umut eden.

Hem bu kadar yakın, hem bu kadar uzak… Şans mı, şansızlık mı sorgulaması üstünde dönüp durmak… Unutmak isterken bazen karşında görünce yeniden aynı duyguların içine akmak… Sonrası, zihnimde molasız süren bir yolculuk hali..."

Kitap piyasaya yeni çıkanlardan biriydi. O zaman bu notta yeni yazılmış olmalıydı. Serdar ayrıca, mutfaktaki çöp kutusunda bir kargo zarfı buldu. Zarfın üstündeki gönderen kısmında Mesut Altın ve adres kısmında da onun muhtemel ikametgahı yazılıydı. Bu mektup hiçbir şeyin kanıtı olamazdı ama Serdar yine de bu kişiyi sorgulamak istiyordu.

O sırada telsizden Bornova'da bir adamın evinde ölü olarak bulunduğu haberi geçti. Verilen adres, Serdar'ın az önce zarfın üzerinde okuduğu adresti. Merakla olay yerine giden Serdar, Mesut Altın isimli gencin cesedi ile karşılaştı. Ölüm nedeni tam olarak belirlenememişti.

Ertesi gün Adli Tıp'tan gelen raporda, gencin akşam yemeğinde yediği balon balığından zehirlenerek öldüğü yazılıydı. Vatanı Kızıldeniz olan ancak küresel ısınma nedeniyle Ege ve Akdeniz'de görülen ve çok ucuza alıcı bulan bu balık vücudunun bazı bölgelerinde siyanürden 1250 kez daha güçlü olan bir zehir barındırıyordu. Bu nedenle tehlikeli bir balık olduğu bilinirdi. Ayrıca bu balığın vücudundaki zehir en çok bahar ve yaz ayları başında ortaya çıkıyordu. Nisan ayı kötü bir zamanlamaydı.

Bu kadar tesadüf olamaz diye geçirdi Serdar aklından ve yeniden zehirlenen gencin evine gitti. Mutfak fazla temiz gözüküyordu. Balıktaki zehir çok çabuk kana bulaştığından mutfağı bu kadar temizleyecek zamanı olması çok düşük bir ihtimaldi. Tabaklıkta kurumaya bırakılan, 1 tabak, 1 bardak ve bir çatal vardı. Mutfak dolabında tabakların olduğu dolabı açtığında en üstteki tabağın hala ıslak olduğunu fark eden Serdar, artık masada birinin daha olduğunu düşünüyordu. Mutfak eldivenlerini fark eden Serdar, belki bir şey çıkar diye onları delil torbasına koyarak evden çıktı.

ŞAŞIRTAN SONUÇ

Ertesi gün eldivenler için Adli Tıp'tan gelen rapor Serdar'ı şaşırttı. Eldiven bulunan DNA'lardan biri Mesut'a aitti. Diğeri ise Meltem'in evinde bulunan izmaritteki DNA örneği ile aynıydı. Peki ama bu DNA'nın sahibi kimdi?

Meltem'in sevgilisi Barış, arandığını duyunca Cinayet Masası'na gelmişti. Serdar, Barışı sorgularken diğerleri camın arkasından onları izliyorlardı. Serdar, "Üzüntünü görüyorum. Sana yardım etmek istiyoruz" dedi ve bir sigara uzattı. Barış sigarayı alıp içerken Serdar, "Sence sevgilini kim öldürdü?" diye sordu. Barış, "Bilmiyorum" diye yanıtladı onu. Serdar'ın sorduğu birkaç sorunun ardından içeri giren bir görevli masanın üstünde duran küllüğü alıp çıktı. Barış'a ikram edilen sigaranın izmariti hemen laboratuvara gönderildi. Bulunan DNA'nın diğerleri ile karşılaştırılması yapıldı. Hepsi de Barış'a aitti. Bu bilgi Serdar'a söylendikten sonra o da Barış'a Mesut'u tanıyıp tanımadığı soruldu. "Hayır tanımıyorum" cevabının ardından Serdar, "Evinde balık yediğin ve bulaşıklarını yıkadığın insanı nasıl tanımazsın? " diye sordu ve daha sonra da ona birbirini tutan DNA'ları anlattı. Barış, artık saklayacak bir şeyi kalmadığını anlayınca her şeyi itiraf etti. Sevgilisi Meltem kendisinden ayrılmak isteyince deliye dönmüş ve bir silah bulup onun evine gitmişti. Onu ikna edemeyince silahı çıkartmış ve onu vurmuştu. Aysu'yu da olaya şahit olduğu için öldürmüştü. Meltem'in cep telefonunu evden çıkarken yanına alan Barış, Mesut'tan gelen mesajları okuyunca bu yaşananların sebebi olarak önceden de tanıdığı Mesut'u görmüş ve bir plan yaparak onu da ortadan kaldırmak istemişti. Ama her şey istediği gibi gitmemişti. Barış, mahkemece tutuklanıp ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82483.8401
Euro4.50974.5278
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche