• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Agatha Christie ve Aşk

AŞK...
Agatha Christie'yi soyadını aldığı kocası terk edince...
 
1890 yılında bir İngiliz kıyı kasabası olan Torquay’da doğdu... Çok mutlu bir çocuktu... Abisi ve kız kardeşini çok seviyordu...
 
Annesi evde eğitilmesinden yanaydı... O annesine hep yakınlık, 11 yaşındayken ölecek olan babasına ise hep hayranlık duydu... 4 yaşında kendi kendine okumayı öğrendi... Babası küçük kızının bu başarısından öyle etkilenmişti ki ona yazmayı da öğretti... Böylelikle yazı dünyasıyla 4 yaşında tanıştı... Hep koruma altında yetiştirildiği için içine kapanıktı... Babasını 11 yaşında kaybetti...
 
Annesi babasının ölümünden sonra sık sık yurt dışına gezilere çıkıyordu... Yanına onu da alıyordu... Bu gezilerde katıldıkları balolarda çekingen olmasına rağmen dans etmesini çok seviyordu... Yine İngiltere’de olduğu bir sırada, Reggie Lucy adında Hong Kong’dan yeni dönen genç bir subayla tanıştı... Pek fazla dışarı çıkmayan, utangaç bir genç adamdı Reggie... Golf oynamayı severdi, fakat partilere ve balolara katılmazdı... Koyu renk saçları ve kahverengi gözleri Agatha’nın hoşuna gitmişti... Reggie’nin İngiltere’de bulunduğu süre boyunca o ve Agatha hemen her gün golf oynadılar...
 
Bir gün gölgelik bir ağacın altına oturarak sohbet ederken Reggie, Agatha’ya döndü, “Seninle evlenmek istiyorum” dedi... “On gün içinde Hong Kong’a geri dönmem gerekiyor... İki yıl orada kalacağım ama geri geldiğim zaman, eğer hayatında başka biri olmazsa’85” Genç kız tekliften etkilenmişti... “Kimse olmayacak!” diye konuştu... Sonra Reggie, Hong Kong’a döndü... Agatha ona mektuplar yazdı, o da cevaplar gönderdi... Her şey kararlaştırılmıştı... Reggie eve döndüğü zaman evleneceklerdi.. Oysa “aşk” hiçbir zaman kararlaştırıldığı gibi olmaz... Ne zaman nereden geleceği ve bir kadını nasıl vuracağı belli değildir... 1912 yılı, Ocak ayının 12’sinde, yirmi iki yaşındayken, Lord ve Lady Clifford’ların evinde verilen bir partiye katıldı... Partide Agatha’nın akranı pek çok genç vardı...
 
O akşam genç bir subay yanına gelerek “Benimle dans eder misiniz?” diye sordu Agatha’ya... “Ben mi?” dedi Agatha, “Ah, tabii, olur.” Adı Archibald Christie olan bu genç adamın dostça bakan mavi gözleri vardı, uzun boylu ve yakışıklıydı... Agatha ona hemen ısınmıştı... O akşam birçok sefer dans ettiler... Genç adam planlarından o sırada söz etti Agatha’ya... “Uçmak istiyorum” dedi, “Kraliyet Uçuş Birlikleri’ne girmeye çalışıyorum.” “Ne kadar da heyecan verici!” dedi Agatha... Heyecan verici... Bir erkek bir kadına heyecan verici geliyorsa, “aşk” da geliyor demektir... Agatha, bu genç subaya hayır diyemedi... İçi gidiyordu ona... Dünyanın en zor şeyi, daha önce evlilik teklifini kabul ettiği Reggi’ye yazdığı muktuptu... Çok zor kaleme aldı...
 
Karşıdan ne geleceğini bilmiyordu... Reggie anlayışlı davranmış ve “Seni anlıyorum” demişti... “Seni anlıyorum...” ne kadar da acı bir sözdür... Eden için de edilen için de aslında... Edenin içi kan ağlar, edilen ise suçluluk duyar... Ama Agatha’nın o sırada bunu düşenecek hali yoktu... Archie’yi seviyordu ve evlenecekti... Evlendiler, sekiz yıl boyunca mükemmel bir hayat yaşadılar... Rosalinda isminde bir kızları oldu... Her şey iyi gider görünürken... Dünyanın en ünlü dedektif romanları yazarı kadın, kocasının Nancy Reele isimli bir başka kadına aşık olduğunu öğrendi...
 
1926 yılının 3 Aralık Cuma gecesi kocası Nencay Reele’in aralarında olduğu bir grupla dışarı çıktı... Agantha Christe muhtemelen bu durumu biliyordu... Arabasına bindi ve evden uzaklaştı... Ertesi sabah arabası terk edilmiş bir halde bulundu... Agahta yok olmuştu... Polis intihar ettiğine inanıyordu... 500 polis ve15.000 gönüllü Agatha’nın cesedini bulmak için tüm ülkeyi arayıp taradı... Gazetelerin manşetleri bu olayla kaplanmıştı... Bütün ulus gerçek bir dedektiflik öyküsünü izler gibi nefesini tutumuş bekliyordu... Onu kocasının öldürdüğüne dair dedikodular dolaşıyordu ortalıkta. *** Cumartesi sabahı, Yorkshire,Harrogate’deki Hydro Oteline taksiyle bir kadın geldi. Hydro, kasabanın merkezinde, Harrogate’in en büyük ve en iyi otellerinden biriydi. “Bir oda istiyorum.” dedi kadın. Küçük bir bavulu vardı ve yorgun görünüyordu. Resepsiyondaki adam “Tabii, efendim.” dedi. “Birinci kat numara beşte güzel bir odamız var. Sıcak ve soğuk suyu mevcut, haftalık ücreti de yedi paund.” “Teşekkürlere, onu tutuyorum.” dedi kadın. “İsminiz, lütfen.” dedi adam. “Bayan Teresa Neele,” diye yanıtladı bavuluyla gelen kadın. Teressa Neele... Agatha kocasanın yeni aşkının ismiyle, İngiltere’de ıssız bir kasabada bir otele yerleşiyordu...
 
Acısının sonsuz olduğu belliydi... Kendisinin sonra itiraf edeceği gibi, “acıyı hissetmekten korkan beyin, büyük olasılıkla hafıza kaybına uğramıştı...” Bu sırada bütün gazeteler olayı yazıyordu, ön sayfalarda Agatha’nın resimleri vardı... Detektif hikayeleri yazarı neredeydi? Ölmüş müydü? Cinayet mi işlemişti? İntihar mı etmişti? Yedi Aralık’ta Daily News gazetesi bu soruların cevaplarını bulacak kişiye yüz paund vereceğini vaadetti. Bundan sonraki günlerde yüzlerce polis ve halktan binlerce kişi onu aramaya devam etti. Daily Mail’in bir muhabiri “Karınız kaybolmaktan hiç bahseder miydi?” diye sordu Archie’ye. “Evet,” dedi Archie. “Bir süre önce kızkardeşine, ’Canımın istediği bir zaman kaybolacağım. Bunu dikkatle planlayacağım, ve hiç kimse beni bulamayacak.’demiş. Belki bunu yaptı. Belki de hasta ve kim olduğunu hatırlamıyor.”
 
Polis Archie’yi sorguya çekti, evini gözetim altına aldı ve onu takip etti. “Agatha’yı öldürdüğümü düşünüyorlar,” dedi Archie bir arkadaşına. Hydro Oteli’nde kalan kadın kahvaltısını odasında yapıyor ve öğleden sonralarını otelin oturma salonunda sessizce okuyarak geçiriyordu. Otelde kalan diğer kişilere ’İyi sabahlar’ve ’İyi günler’den başka bir şey demiyordu... Bir gün otelin oda hizmetlilerinden biri, müdürün karısı Mrs. Taylor’ı görmeye gitti. “Mrs Neele Daily Mail’de resmi çıkan şu kadına benziyor.” dedi oda hizmetlisi. “Onu tanıyorsunuz- Agatha Christie!” Mrs. Taylor bunu kocasına aktardı, bu konuda hiçbir şey söylememeye karar verdiler. Otelde olay çıkmasını istemiyorlardı.
 
Ancak Hydro Otelindeki başka iki kişi de ’Mrs. Teresa Neele’i göz hapsine almışlardı. Otelde akşamları müzik çalan Bop Tappin ve Bop Leeming’in dikkatini bir köşeye çekilip sessizce oturan bu kadın çekmişti, bunun üzerine konuşmaya başladılar. Bir akşam, “Bu Neele denen kadının Agatha Christie olduğundan eminim.” dedi Bop Tappin arkadaşına. “Doğru söylüyorsun.” diye onu onayladı Bop Leeming. “Ne yapmamız lâzım?” Ertesi gün polise gittiler. Polis bu bilgiyi Agatha’nın kocasına aktardı ve Archie Christie 14 Aralık akşamı saat 6.45 te Hydro Oteline gitti. Karısını oturma odasından çıkarken gördü ve onun arkasından gitti. “Merhaba Agatha,” dedi. Agatha kocasına dikkatle baktı, fakat onu tanıyamamış gibiydi.. Kuru bir “Merhaba,” dedi...
 
Uğruna bir erkeği terkettiği bir erkek tarafından, terkediliyordu Agatha... Onu sonsuza kadar en ünlü yazar yapan Christe soyadını aldığı kocası başkasına aşık olmuştu... Reggie’nin ahı tutmuştu bilinmez, ama Agatha Christie tıpkı romanlarında olduğu gibi, aşkında ihanete uğrayınca, bir meçhule gitmiş kocasının sevglisinin adıyla ıssızda bir otel odasında hayata küsmüştü... Agatha’nın hayatı burada bitmez... Sonra hayat ona güzel yüzünü gösterecek ve arkeolog bir adama aşık olup evlenecektir... Acılar da sonsuz değildir ya bu hayatta... Yıllar sonra bir gazeteciye şöyle demişti: “ Acı dayanılmaz hale geldiğinde, bazı insanlar intihar eder. Benim durumumda ise kaçmanın yolu hafıza kaybıydı... Beni bulduklarında hala hayattaydım ama beynim, hayatımın 12 yılını yok etmişti...”
 
Sonra hayatı boyunca beraber olduğu sevgilisi ve kocası için ise şöyle diyecekti Agatha: “Onunla gurur duyuyorum ve onun adına çok mutluyum . İkimiz de yapmayı istediğimiz işlerde başarılı olduk ve bu bir mucize gibi geliyor... Biz birbirimizi tamamlıyoruz...”

Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche