• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Sinemanın arkasındaki küçük dev

 
 
 
Ürettiği sinema makineleri
dünya markalarıyla yarışıyor
 
 
1962’de Mithat Paşa Erkek Sanat Enstitüsü orta kısmını bitirirken geliştirdiği ilk film projektöründen seneler sonra Orhan İlkerler, bugün o makineleri daha da geliştirerek dev firmalara kafa tutuyor. Türkiye’deki sinemaların yüzde 85’inde bulanan Protek markası, artık yurtdışında da büyük ilgi görüyor
 
 
 
Birkaç saatliğine de olsa hayal gücümüzü zorlayan, bizi hiç bilmediğimiz yaşamlarla tanıştıran ve de zamanda kısa bir yolculuğa çıkaran sinema, aslında dev bir sektör. Milyonlarca doların harcandığı bu piyasa, gösterdiği renkli dünyaların dışında kendi içinde de ilginç hikayeler barındırıyor. Bunlardan biri de 62 yaşındaki İzmirli Makineci Orhan Ustaya, yani Orhan İlkerler’e ait.
Bugün ülkemizdeki sinemaların yüzde 85’inde perdeye yansıyan kareler, Orhan Ustanın yarattığı Protek adlı film projektörünün objektifinden süzülüyor. Orhan İlkerler, bu makinelerin ilkini 1962 yılında Mithat Paşa Erkek Sanat Enstitüsü orta kısmını bitirdiği yıllarda geliştirdi. İlk makineler kömürlü olarak bilinenlerdendi. Bugün ise Orhan Ustanın son teknolojiyi kullanarak yaptığı makineler Amerika, İtalya, Almanya, Hindistan ve Çin gibi ülkelerin markalarıyla yarış içinde. Şimdilik yurtdışında Sudan, Rusya ve Irak gibi ülkelere de makine satan Orhan Ustanın atölyesi, kalitesiyle ismini kulaktan kulağa duyuran cihazları sayesinde harıl harıl verilen siparişleri yetiştirmek için uğraşıyor.
 
BOY KÜÇÜK KAFA BÜYÜK
 
Bulgarlar makinistlerin; “Boy küçük ama kafa büyük” dedikleri Orhan Usta, sinemayla ilk kez orta okul yıllarında tanışır. Gittiği filmlerden birinde herkes perdeye bakarken onun gözü, ışık süzmesinin çıktığı makine dairesine yönelir. Ve bir türlü gözünü alamadığı bu küçük pencereden kendisini fark eden makinist sayesinde sinemanın farklı bir yüzü ile buluşur. Bu tanışmanın etkisi yıllar boyunca bırakmaz Orhan Ustayı ve giderek daha çok içine çeker. Ta ki sinema sektörünün bir parçası olana kadar. 
İlk makinesini yapıp sattıktan bir süre sonra, sattığı makineden kazandığı paranın yarısıyla eşi Nesrin Hanım ile evlenen Orhan Usta, diğer yarısı ile ise yapacağı ikinci makine için parça temin eder. Bu arada askere gidip vatani görevini yapan Orhan Usta, 18 yaşında sinema makinisti olmak için ehliyet almak için başvurur. Sınavı geçtikten sonra ise Saray Sineması’ndaki makinesinin başına geçer. Esprili bir kişiliğe sahip olan Orhan Usta o günleri anlatırken gülümseyerek şunları söylüyor: “O zamanlar bugünkü gibi herkesi makinist yapmazlardı. Makinist olmanız için elektrik ve makine bilginizin olması gerekirdi. Bugün araba kullanmak için nasıl bir sürücü ehliyeti alıyorsak, geçmiş yıllarda da makinist ehliyeti alınırdı. Şimdiki sinema salonları sahiplerinin yaptığı gibi, kapının önünden geçen herhangi birini tutup kolundan makinenin başına geçirmezlerdi. Artık bu işi yapanların bir çoğu eğitimsiz ve bu iş ile ilgi bilgisi olmayan kimseler. Oysa bir sinema makinesinin ömrü araba gibidir. Bir kişi kullanırsa 30 yıl, 5 kişi kullanırsa 5 yıl... Bugün bilgili ve titiz makinist çok az var. Eğitimin önemi çok büyük. Eğer teknik resim bilmeseydi Orhan Usta, bugün bu cihazlar ve bu işletme ortaya çıkmazdı. Ayrıca bugün makinistlerin aldıkları maaşlar da çok düşük. Geçmişte bu işin bir havası vardı. Mahalleye girerken herkes bizi parmağıyla gösterirdi. Ama artık o da yok. Bu mesleğin kıymeti bilinmiyor.”
 
İTALYANLARLA ORTAKLIK
 
25 yıl makinistlik mesleğini sürdüren Orhan Usta, bir süre geceleri makinistlik yaparken gündüzleri de 80 metrekarelik bir alanda makinelerini üretmeyi sürdürmüş. 1968 yılında Türkiye’de ilk kez profesyonel anlamda film projektörü üretip sinema sektörüne satan kişi olan Orhan Usta, 1970’li yıllarda makine imalatına ağırlık verdi. Orhan Ustanın bugün biri döküm, biri imalathane olmak üzere iki büyük atölyesi ve bir showroom’u var. Birkaç yıl önce İtalyanların en büyük firması Provas’ın sahiplerinin Türkiye’ye gelip kendilerini ziyaret ettiğini belirten Orhan Usta şunları anlattı: “İtalyanlar geldi ve bize ortaklık teklif etti. Kabul etmedik. Biz yeni teknolojiyi kullanıyoruz makinelerimizde. Onlar ise hala eski teknolojiyi kullanıyorlar. Ve bizim yaptığımız malları kendi markalarının adı altında satmak istediler, biz de tekliflerini geri çevirdik.”
Gelişen teknoloji ile makinistlik mesleği de giderek yok mu oluyor sizce? diye sorduğumuz da ise Orhan Usta şunları anlatıyor: “Makine üreticileri cihazlarını yaparken artık operatörün yaptığı işleri elektronik yollarla makineye yaptırmaya çalışıyorlar. Ama bunda yeteri kadar da iyi değiller. Ayrıca bizim ülkemizde bir eğitim sorunu da var. Çok gelişmiş makineler olsa dahi yine bir elemana ihtiyaç var. Bu kişi makinelerin bakımlarını ve kontrollerini yapmalı. Yeterli eğitime sahip olmayan insanlar çalıştırıldığı için Türkiye’de bu tarz makineleri sinema salonlarına koymak şimdilik imkansız. 
Artık işleri 1991 yılından beri birlikte çalıştığı oğlu Oral’a bıraktığını da vurgulayan Orhan Usta, yine de atölyesinden ayrılamıyor. Kendi ürettiği ‘azdırma freze tezgahı’nda çalışmasını sürdürüyor. Orhan Ustanın bir eşi olamayan tezgahından çıkan parçalar, filmin karelerinin makineden düzgün bir biçimde ilerlemesini sağlıyor.
 
DEVLET KREDİ VERMİYOR
 
Yıllar geçer Orhan Usta işlerini büyütür ama dev firmalarla baş etmesi, işlerini büyütmesi, Türk ekonomisine katkı sağlaması ve daha fazla kişi çalıştırması için yatırım yapması gerekir. Oysa ona, ne bugün istihdam oranlarını nasıl yükselteceğini kara kara düşünen devlet kurumları, ne de diğer kurum ve kuruluşlar yardımcı olur. Aldıkları olumsuz yanıtlardan dolayı, kredi peşinde koşmaktan sıkıldıklarını belirten Orhan Ustanın oğlu ve şirketin Genel Müdürü Oral İlkerler, bütün güçleriyle; “Nasıl daha kaliteli mal üretiriz? Nasıl kendimiz daha iyi tanıtırız?’ sorularının peşine düştüklerini anlattı. Bugün hala tanıtım eksikleri yüzünden birçok şirketin diğer ülkelerin mallarına yöneldiklerini ifade eden Orhan Usta ise, bir gün, firmasını ziyaret eden konuklarını kendilerinin tasarladıkları bir sinema salonunda konuk etmeyi ve ürünlerini orada göstermeyi hayal ediyor.
Türk sinemasının atakta olması, yeni ve kaliteli yapımların ortaya çıkması da Orhan Ustanın işlerinin yolunda gitmesine neden olmuş. “Türk filmlerinin sinema salonlarına çektiği insanlar bu sektörün gelişmesinde büyük pay sahibi” diyen Orhan Usta, bu talep karşısında yeni açılan her alışveriş merkezinde ve kültür merkezinde bir de sinema salonunun yapılmasının çok önemli olduğunun altını çiziyor. Yurtdışına daha çok ürün satmak istediklerini de aktaran Orhan Usta, bunu yapabilecek birkaç dil bilen, teknik alt yapısı olan insan bulmakta zorlandıklarını söylüyor.
 
OBJEKTİFLER YURTDIŞINDAN
 
Ekrana verilen görüntünün kalitesini elde edebilmek için gerekli olan optik ve elektronik aletleri ülkemizde temin edebilmenin imkansız olduğunu aktaran Orhan Usta şunları belirtti: “Biz yaptığımız cihazların mekanik bölümünü kendi geliştirdiğimiz teknoloji ile yapıyoruz, yurtdışından da Türkiye’de bulamadığımız mercekler ve görüntüyü elde edebilmemizi sağlayan 2 bin 500 W’tan 10 bin W’ta kadar olan ampulleriereke getirtiyoruz. Optik teknolojisinde Almanlar çok üstün. Japonlar bile onlarla yarışmakta zorlanıyor. Ama bu sektörler devlet tarafından desteklense belki de biz onlardan daha iyi olacağız ve makinelerimiz için dışarıya harcadığımız para yurtiçinde kalacak. Yatırımcılar için aynı sorun sinema salonu kurmak istedikleri zaman ses sistemlerinde de ortaya çıkıyor. Ses sistemleri de çoğunlukla yurtdışından getirtiliyor. Ayrıca sinema koltuklarını da yurt dışından getirtenler de var. Böylece Türkiye’de kurulan her sinema salonun kuruluş maliyetinin büyük bölümü yurtdışına gidiyor. Sinema projektörü açısından baktığımızda bu sektör bizim çabalarımızla ayakta duruyor. Yurtdışındaki insanlar bu konularda daha duyarlılar. Hem ülkelerine, hem de kendine kazanç kapısı olacak işleri iyi takip ediyorlar. İtalyanlar buraya gelip bizimle ortak olmak istediler, Bulgarlar yaptığımız işleri yakından görmek için atölyelerimizi gezdiler. Biz mekanik alanda çok iyiyiz ama kendimizi daha çok geliştirmek isteyip de kredi almak istediğimizde başta devlet kurumları, işi yokuşa sürdüler. Yaptığımız işleri çok beğendiler ama Türkiye’de her şey sözde kalıyor. Nedense devlet kendi ülkesinin vatandaşının gelişmesi, daha fazla istihdam sağlamasını istemiyor gibi bir durum ortaya çıkıyor. Buna rağmen biz büyümemizi sürdüreceğiz. Bugün Türkiye’nin her yerindeki kendi makinelerimize olduğu gibi başka markalara da servis hizmeti verebilecek durumdayız”
 
 
 
‘Hatalı sinema salonları
izleyicileri kötü etkiler’
 
Bazı sinema salonu sahiplerinin de bilinçsizce davrandığını söyleyen Orhan Usta, şunları anlattı: “Sinemada film izlerken bazen kadrajın içinde üsten sarkan ‘mum’ denen mikrofonlar görürüz ve bunları yönetmenin filmin montajını yaparken gözden kaçırdığını sanırız. Oysa bunlar yüzde 2 yönetmenin hatasıdır. Bilinçsiz sinema salonu yöneticileri ve makinistler yüzünden bizler filmi seyrederken bu istenmeyen görüntülere tanık oluruz. Bunun nedeni yanlış perde ve mercek seçimidir. Film aslında olması gerektiği gibi çekilmiş ama yanlış hesaplamalar yüzünden perdeye kötü yansıtılmıştır. Böylece salonlardaki kalite düşer. İzleyici bu bahsettiğimiz şeylerin dışında küçük bir salonda devasa bir perde gördüğünde aslında kalitenin düşürüldüğünü anlayabilir. Hatalı sinema salonları izleyicileri kötü etkiler ve bir süre sonra giderek o salonun izleyicisi azalır”
 
 
Film sansürlemek
görevi değil
 
 
25 yıl makinistlik yapan Orhan Usta, geçtiğimiz günlerde AKP'li Kartal Belediyesi tarafından kültür etkinliği çerçevesinde ücretsiz olarak gösterilen "Babil" adlı filmin ilk gösteriminde makinistin sansür yapmasını da değerlendirdi. Orhan Usta, filmin ilk sahnelerindeki erotik görüntüler nedeniyle bazı izleyicilerin salonu terk etmesi üzerine makinistin sonraki erotik sahneleri eliyle kapatarak sansürlemesinin yanlış olduğunu söyledi. Bu yapılanın makinistin görevi olmadığını ifade eden Orhan Usta, “Zaten kalan 300 seyircinin 230 tanesinin de makinisti protesto ederek filmden çıkması yapılan hatayı gösteriyor” dedi.
 
 
Sinema sektörü ile
ilgili bilinmeyenler
 
-         Protek marka bir film projektörünün satış fiyatı ses sistemleri hariç 16.500 euro.
-         Ses sisteminin maliyeti ise 30 bin dolar.
-         Bir sinema salonun maliyeti ise en az 100 bin dolar.
-         Makinelerden saniyede 24 kare geçiyor.
-         Bir filmin kopyasının ömrü 150’ye yakın gösterimden oluşuyor. Bu süre film kopyasının kalitesine ve oynatanın dikkatine göre artıp azalabiliyor.
 
 
 
 
 

Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche