• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Kültür gezisi şoku!

 



Kültür gezisi şoku!
 


Bayram tatilini fırsat bilip, güneye göçenlerde biriydim. Plajda olmaktan çok dağları tercih ettim. Bu nedenle Likya yolu benim için güzel bir seçenekti. Fakat, sağ dizimin yan bağlarını zedelediğim için yolculuğum kısa sürdü. Aklım denize inen patikalarda, verimli yaylalarda, yeşilin bin bir tonunda ve mis gibi kokan tabiatta kalsa da bu kadarı bile bana yetti. Antalya'nın Hisarçandır köyünden başlayan yolculuğum 5. gün Adrasan'da son buldu. Yol arkadaşım olan kardeşimse, tek başına Kaş'a kadar devam etme kararı aldı. Her şey yolunda giderse onun önünde 10 günlük bir süreç var.

***

Doğanın içinde olmak, onun devinimini görmek harika bir duygu. En kötüsü ise insan elinin değdiği yerleri fark etmek. Tarihi silmekte, dengeyi bozmakta, renkleri soldurmakta ve vatanımızın ak ciğerlerini yok etmekte üstümüze yok. Hala çöplerimizi etrafa savuracak kadar ahmak, su kaynaklarımızın değerini bilmeyecek kadar cahil, ormanlarımızı yok etmekte bir sakınca görmeyecek kadar aptalız. Bunları söylüyorum çünkü teknolojinin de yardımını alarak her geçen gün bilinçleneceğimize daha da kötüye gidiyoruz. Yaşar Kemal'in "Yanan Ormanlarda Elli Gün" adlı kitabında da anlattığı gibi ülkemizin güzel yüzü ve zenginliği ormanlarımız, düşünce fakirlerinin gazabına uğruyor. Bizler de sorgulamak, önüne geçmek, önlemler almak ve aldırmak, daha fazla ağaç dikmek yerine seyirci kalıyoruz. 2 yıl öncenin rakamlarına göre, son 12 yılda Türkiye'nin kaybettiği orman alanı 164 bin hektar. Bu da Kayseri ilimiz kadar büyük bir alana denk geliyor. En çok orman kaybeden iller de Antalya ve İstanbul olmuş. Bunun en büyük nedeni çirkin, plansız yapılaşma ve yangınlar. Ben de gezerken yanan alanların birçoğunun içinden geçtim. Kelleşen dağları, devrilen ağaçları, yok olan hayvanları gördükçe ağlamaklı oluyor insan. Ormanın içinde ve özellikle sahile yakın yerlerde gördüm ki çöplerin içinde içilip atılan cam şişelerin sayısı çok fazla. İşte bunlar yangınlara davetiye çıkarıyor.

***

Dağlarda gezerken gördüklerimden biri de su kaynaklarımızın azaldığıydı. Kuruyan dere yataklarının içinden geçerken, damla damla akan çeşmelerden su içmeye çalışırken çok üzüldüm.  Daha sonra aklıma ziraat ve sulama mühendisi Prof. Dr. Sabri Şener'in 2013 yılında yazdığı bir yazı aklıma geldi. "Dünya Su Günü" sebebiyle, dünyada ve Türkiye'deki su sorununa dikkat çeken Şener yazısında, ülkemizin su zengini bir ülke olmadığını, nüfus artışı sonucu, 2030 yılına kadar su kaynaklarının tamamını kullanmasının beklendiğini dile getirmişti. Şimdi bir de buna mülteci akınını ekleyebiliriz sanırım...
Peki bu Dünya Su Günü nedir? 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etti. Amaç, gerek BM üyelerinin, gerekse diğer dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmaktı.

Dünyada nüfusun ve  sanayileşmenin artmasıyla birlikte çevresel sorunlar da artmakta. Ve ülke olarak biz bu sorunları atlıyoruz. Dağlarda değil de plajlarda dinlenmeyi tercih ettiğimiz içinde sorunu yerinde görmüyoruz.




Hazırlanan dünya su raporunda söylenen şu: 21. yüzyılda Avrupa kıtasında küresel ısınmadan en olumsuz etkilenecek bölgeler, Akdeniz havzası ile Alp Dağları olacak. Küresel ısınma Akdeniz havzasında kuraklık yaratacak, orman yangınları çıkacak, tarım alanlarının bir kısmı yok olacak ve Akdeniz havzasında yaşayan insanların yüzde 14 - yüzde 38 i, su sıkıntısı çekecek. Bu da demek oluyor ki raporu haksız çıkarmamak için çabalıyoruz.
Türkiye'deki damacana su üreten ilk 10'daki büyük şirketlerin yüzde 50'lik payının yabancıların elinde bulunduğunu ve yine yabancıların su kaynaklarının olduğu bölgelerdeki çok sayıda arazinin sahibi olduğunu söylersek içinde bulunduğumuz durumu biraz daha iyi açmış olduğumuzu söyleyebilirim.

***

Zaten uzun süredir konuşulan konulardan biri de, dünya su kaynaklarının azalmasıyla Türkiye'nin bir kez daha hedef tahtasına konmasıydı. Hedefe doğru çekildiğimizi de güney doğu sınırımızda yaşanan olaylardan dolayı artık fark etmeye başlamışızdır diye düşünüyorum. Biz tatil koşuşturması içindeyken yabancı elçiliklerin birbiri ardına kapanması da önümüzdeki günler için bize pek iyi sinyaller vermiyor. Son bir şeye daha dikkat çekmek isterim... Suriye konusunda ülkemizin uzun süredir takındığı bir politika var. Ama haberler görmüşsünüzdür, Amerika ve Rusya ateşkes için anlaştı deniyor. Sizce Türkiye bu haberlerin neresinde?

Bir Kızılderili Atasözü vardır: Kartalı vuran kendi tüyünden yapılmış oktur.      
           

Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82483.8401
Euro4.50974.5278
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche