• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Aşk bazen büyük bir günaha dönüşür (1)

 

Aşk, bazen büyük

bir günaha dönüşür   

 

Gökmen KÜÇÜKTAŞDEMİR 

Az önce durmuş olan yağmur, sokaklarda su birikintilerine yol açmıştı. O ise suların içinden hiçbir şeye aldırmaksızın yürüyordu. Alnından ve boynundan süzülen yağmurun kalıntıları değil, terdi. Giderek daha hızlanıyor, daha çok terliyordu. Yağmurun son kalıntıları apartmanların çatılarından düşerken, o az önce gördüğü korkunç görüntüden bütünüyle sıyrılmak, hatta o görüntüyü unutmak ve bir daha hiç hatırlamamak istiyordu. Saat çoktan gece yarısını geçmişti.  

Niye orda olduğunu sordu defalarca kendine. Şimdi önünde iki seçenek vardı ya gidip anlatacaktı gördüklerini polise ya da oradan bir an önce uzaklaşıp huzur dolu evine atacaktı kendini. 'Ya biri beni gördüyse?' diye geçirdi içinden. 'Ya polise beni tarif ederler ve polis bir zanlıymışım gibi düşerse peşime?' Ürperdi birden.  Kafasından ailesi, arkadaşları ve sevdiği bir dolu insanın ona olan acı, kızgınlık, umutsuzluk ile şaşkınlık dolu bakışları geçti. Daha sonra da, az önce bir çöp konteynırının yanında, büyükçe bir siyah torbanın içinde gördüğü kolları, ayakları ve başı olmayan bir beden...  

Kafasından bunları geçirirken biraz ilerde bir polis arabası gördü. Ve araca doğru koşmaya başladı. Arabanın içindeki polislere cesedi gördüğü yeri tarif ederken, ailesiyle İstanbul'dan İzmir'e taşındıklarında ne kadar doğru bir seçim yaptıklarına dair vardıkları kanının şimdi ne kadar da yanlış olduğunu anladı. Korkmuştu, hem de çok...  

10 dakika sonra bir sürü polis arabalarıyla olay yerindeydi. Cinayet Masası Komiseri Murat, az önce cesedi görüp polisi bilgilendiren Fatih Keskin adlı 26 yaşındaki genci sorgulamış, şimdi ise parçalanmış vücudu ve çevreyi inceliyordu. Ceset bir kadına aitti. Bacaklar diz kapaklarından kesilmişti. Kalça kemiklerinin genişliğine ve yapısına bakılırsa kadın 30- 35 yaşlarında olmalıydı. Polisin öğrendiğine göre, belediyenin çöp arabaları her gece saat 24.00 gibi bölgedeki çöpleri topluyordu. Öyleyse, saat 01.30 olduğuna göre zanlı kısa bir süre önce şimdi bulundukları olay yerindeydi.  

Telsizle polislerden kilit notalarda araç kontrolleri yapmaları istenmişti. Kadının bedenindeki kesikler çok muntazamdı ve omzunda bir bölgenin ise resmen derisi soyulmuştu. Burada bir dövme ya da çocukluktan kalma bir iz olmalıydı. 'Katil çok dikkatli ve uzman biri' diye düşündü. Bu arada polis memurları etraftan bilgi toplamayı, mahalleliyle konuşmayı sürdürüyordu. Herkes bu olaydan çok ürkmüştü.  

Komiser Murat merkeze döner dönmez görevli memurlardan, şehirde ve çevredeki illerde yakınlarını kaybedip son bir haftada polise başvuran insanların listesini istedi. Ve belediye ile koordinasyonlu bir şekilde bölgedeki diğer çöp konteynırları ile çöplerin biriktirildiği yerlerin kontrol edilerek cesedin diğer parçalarının bulunması emri verildi. Ayrıca bulunan ceset parçası incelenmesi için laboratuvara gönderildi.  

Murat evine gidip de uyuyan eşinin yanına yattığında saat 04.30’du. Kötü bir gecenin bıraktığı izleri kafasından söküp atmak istermişcesine uyuyan eşine sarıldı. Sabah kahvaltısında da gece yaşadıklarını eşine bir bir anlattı. Olayın ağırlığı ve tuhaflığı bir süre sessizlik yarattı sofrada. Murat'ın eşi Serap bir kimyagerdi. Ama psikolojiyle de yakından ilgileniyordu. Çatık kaşlı bir yüz ifadesiyle tabağındakileri çatalıyla bir ileri bir geri hareket ettiren Serap, "Bu bir aşk cinayeti" dedi birdenbire. Şaşırdı Murat ve gülümsedi sonra da, "Nerden anladın?" dedi. Murat az önce olayı eşine anlatırken önemsiz gördüğü bir ayrıntıdan da bahsetmişti. Cesette hiçbir darp izi yoktu. Ve ilk incelemeler mağdurun tecavüze uğramadığını gösteriyordu. Serap'a göre kadın katile direnç göstermemişti. Öyleyse katil ölen kişiyi daha önceden tanıyor olmalıydı. Ayrıca kadına tecavüz edilmemiş olması katilin cinsel bir tatmin içinde olmadığı gösteriyordu. Ve kadının bedeni cesedin kim olduğu anlaşılması diye parçalanmış olmalıydı. Çünkü parmak izinden ve kafatasından bu bilgiye çok çabuk ulaşılabilirdi. Murat arabasıyla işinin yolunu tutarken Serap'ın düşüncelerini, belki de 'kadınsal bir içgüdü' diye yorumladı. Söyledikleri tamamen doğru da olabilirdi, yanlış da... Çünkü Türkiye'de pek izine rastlanmamış olsa da, bu psikopat bir seri katil bile olabilirdi. Tek istediği bunun gibi bir başka cinayetle daha karşılaşmamaktı. Murat merkeze dönünce, kayıp insanlar listesine baktı. Listede 35 kişi vardı. Bunlardan 22 tanesi kadındı. Sadece 15'i İzmir'de diğerleri Manisa, Muğla, Denizli ve Balıkesir'deydi. Hemen yardımcısı Hakan ile bu listede yer alan kişilerle görüşmek için yola çıktılar. Listedeki 5 kişi 25 ile 45 yaşları arasındaydı. İşleri iyice kolaylaşmıştı. Ama ilerleyen günlerde gelen yeni ihbarlarla birlikte belki bu sayı daha da artacaktı. İlk gün bu 5 kişinin ailesiyle görüşmeler yaptılar. Merkeze dönerlerken telsizde Narlıdere çöplüğünde yanmış bir kafatası bulunduğu anonsu duyuluyordu. Hemen kesik başın bulunduğu yere gittiler.  

Olay yerine çağrılan uzmanlar yine siyah bir poşete konmuş bedenin diğer parçasını inceliyor, çevrede başka izler var mı yok mu ona bakıyorlardı. Murat ve Hakan'ın burada yapacakları bir şey yoktu. Merkeze döndüler. Kendilerini olayın çözümüne bir adım daha yaklaşmış hissediyorlardı. Ama 'kesik baş' anonsunu duyan gazeteciler çoktan karakolun önüne gelmişler, bir açıklama bekliyorlardı. Geçen akşamki bedenin parçalanmış halinin bulunmasını örtbas eden Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, olayın bir yanlış anlama olduğunu söyleyerek gerçeği yine saklama yoluna gitti. Hem Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, hem de Murat, katilin polisin neler bildiğini öğrenmesini istemiyordu. Ayrıca, şiddetin reklam edilmesinin katillere ne kadar çok gaz verdiğini de biliyorlardı. İncelenen yanmış kafatasındaki dişler ikiye kesilerek -sanki bir ağacın yaşı belirleniyormuş gibi- maktulün tam yaşı 33 olduğu öğrenildi. Kafatasına yapışan bir küpe ile kafatasının bir kadına ait olduğu da anlaşıldı. İşin ilginci poşete akan göz sıvısının olayın tam saatini kendilerine söylüyor olmasıydı. Şahsın ölümü cesedin bulunduğu gece saat 11.30'da gerçekleşmişti. 

 "Öyleyse..." dedi Murat kendi kendine, ölümün hemen ardından katil cesetleri 1 saatte parçalasa saat 00.30 olur, yarım saatte gibi bir sürede de bedeni, bulunduğu bölgeye bırakmış olsa saat 01.00. Saat tam 01.00'de ceset bulunmuş olduğuna göre... Katil bu bölgeye yakın bir yerde oturuyor olmalıydı.  Murat tekrar, görüştükleri 5 kişilik listeyi Hakan ile birlikte incelemeye başladı. Listedeki kayıplardan biri yaşı itibariyle bu cesede uyuyordu. Ama kesin emin olmak için daha önce yapılması gereken bir işlem daha vardı. Kayıp kişilerden doğum ve kan bağışları gibi çeşitli sebeplere elde edilen ve saklanan DNA'larının bu cesetle karşılaştırılması... Bu örneklerde üç-dört günlük bir çalışmanın sonucunda toplanmıştı. Kesin sonucu almak ise 3 gün sürdü. Sonuçlar ellerine ulaştıktan 25 dakika sonra Murat ve Hakan, Selçuk Olcan isimli kişinin evinin önündeydiler. Saat 19 sularıydı.  

Selçuk Olcan, 50 yaşında bir arkeologdu. Ceren isimli karısının kaybolması üzerine polise başvurmuştu. Ceren bir üniversitede tıp alanında ders veren bir cerrahtı. Murat ile Hakan'ı karşısında görünce şaşırdı, heyecanlandı. Karısıyla ilgili bir gelişme olup olmadığını sordu hemen ve evin içine buyur etti.  Murat, “Evet, bir gelişme var. Ama maalesef eşinizin öldüğünü söylemek zorundayım size” dedi ve gözlerini Selçuk'un üstünde hiç ayırmadan devam etti: "Eşinizin vücudu parçalara ayrılmış. Bulduğumuz bedenin sizin eşinize ait olduğunu bugün öğrendik. Bunu bilmeniz gerektiğini düşündük."   

Selçuk, oturduğu yerde elleriyle yüzünü kapattı. Ağlamaklı ve huzursuz bir hali vardı. Bir müddet öyle kaldıktan sonra, size göstermek istediğim bir şey var diyerek içerideki odadan bir mektup getirdi. Mektup Ceren'e yazılmıştı. Murat, mektubu alıp okudu. Mektup şöyle başlıyordu:  "Merhaba,      Seni izliyorum günlerdir. Derste, okulda, okul çıkışında ve seni görebildiğim hemen hemen her yerde... Seni izlerken farkına varıyorum çevrendekilerin gülümsemendeki ışıltıdan enerji aldığını. Seni izlerken sana olan tutkum bir çift el olup avuçları arasında sıkıyor kalbimi. Karşı koyamıyorum sana karşı hissettiklerime. Delice bir sevda kuşatıyor tüm kalelerimi.  

 Seni görmediğim anlar ise özleme boğuluyorum. Yokluğunu delice hissetmek ve her an geceleri bir başkasının yanında olduğunu aklıma getirmek bir tokat gibi iniyor yüreğime. Böylece özlemin katlana katlana büyüyor içimde. Bir nalet gibidir özlem, inkar ettikçe özlediğini, uzak durdukça özlenenlerden, arası açıldıkça uzak durmaya karar verilen anla bu günün, hatırlamak daha vurucu, daha yakıcı oluyor. Ne olur sev beni..." Mektup böyle devam ediyordu. Mektubun en altında ise Sönmez Utku yazıyordu. Mektup bir ay önce yazılmıştı. Murat, bu kim diye sordu Selçuk'a. Selçuk, "Bilmiyorum. Sanırım okuldan bir öğrencisi" diye yanıtladı. Murat öğrencisi olduğunu nerden biliyorsunuz diye hemen bir soru daha sordu, Selçuk da, "Bilmiyorum, tahmin ediyorum" dedi gergin bir ifadeyle. Polis iki saat sonra Sönmez Utku adlı öğrenciyi sorguya aldı. Sönmez, hocasına aşık olmuş bir gençti. Onun öldüğünü ve bundan kendisinin sorumlu tutulduğu öğrenince şok geçirdi. Saatler süren sorgulama boyunca onu öldürmediğini söyledi. Sönmez, olay gecesi birkaç öğrenci ile birlikte kaldığı evdeydi. Aynı evi paylaştığı diğer iki arkadaşı da sınavları bittiği için memleketlerine gittiğinden evde olduğunu ve cinayete karışmadığını ispatlayamıyordu.   

Polis, ertesi gün gazetecilere platonik bir aşk hikayesi sunarak cinayet zanlısını açıkladı. Sönmez Utku... Sönmez'in ailesi Ankara'da yaşıyordu. Gelişmeleri duyar duymaz İzmir'e geldiler. Hemen bir avukat tuttular. Sönmez'in evi cinayetin işlendiği yere de yakın sayılırdı. Bu da şüpheleri artırmıştı. Sönmez tutuklanarak "Adam öldürmek" suçundan cezaevine kondu. İlk duruşma 2 ay sonraydı. Bu arada, Murat'ın kafası karışıktı. Sanki bu olay daha çözülmemiş gibi geliyordu. Çünkü kafasında bir sürü soru vardı. Bunlardan ilki ise neden Selçuk'un polise bu mektubu daha önce vermediğiydi... 

 Bu arada cesedin diğer parçaları bulunamadı. Ama bulunan parçalar üzerinde çalışmalar sürüyordu. Sönmez hapse girdikten 15 gün sonra herkesi şoke edecek bir gelişme yaşandı. Mağdurun bedeninde, diz kapağındaki kemiğe yapışmış bir saç teli ve başın kesildiği yerde ise bir kirpik bulundu. Selçuk Olcan ve Sönmez Utku'dan alınan örneklerle bulunan saç ile kirpikler karşılaştırıldı. Ve örneklerin Sönmez'e değil de Selçuk'a ait olduğu anlaşıldı. Bir başka gelişme ise Sönmez'in avukatı sayesinde ortaya çıkartıldı. Sönmez o gece saat 00.47'de 24 saat açık bir pizzacıdan pizza sipariş etmişti. Tam saat pizzacının getirdiği fişin üzerinde yazıyordu. Bu arada servisi yapan çocuk da kapıyı Sönmez'in açtığını doğruladı. Sönmez'in evinde yapılan araştırmada hiçbir bulguya rastlanmadı. Ayrıca Sönmez'in bir arabası da yoktu. Polis yaptığı hesapta cesedi oraya Sönmez'in taşıyamayacağını ortaya çıkardı. Murat artık Selçuk'un yanına gittiğinde tüm soruların cevabını biliyordu. 

 Selçuk eşiyle doktor olan babası sayesinde tanışmıştı. Hem babasından, hem de eşinden gördüğü kadavra parçalama tekniklerini bu cinayetin ardından uygulamıştı. Polis, Ceren doktor olduğu için evde bulunan neşter takımının üzerinde fazla durmamıştı. Selçuk, cinayeti ortaya çıkan mektubun ardından geçirdiği kıskançlık krizi nedeniyle işlemişti. Eşi uyurken onu yastıkla boğan Selçuk, kesik başın bulunmasının ardından ikinci kez ziyaretine gelen polislerin kendinden şüpheleneceğini düşünerek ilk seferde göstermediği mektubu, ikinci gelişlerinde ortaya çıkarmıştı. Böylece oklar Sönmez Utku'ya dönecekti. Ama bir saç teli ve kirpik olayı aydınlatmaya yetti. Murat, elleri kelepçelenerek polis arabasına bindirilen Selçuk'un ardından bakarak Hakan'a, "Aşk bazen büyük bir günaha dönüşür. Ve sen içinde yıllarca barındırdığın bir caniyi böylece aydınlığa çıkarırsın" dedi.  


Yorumlar - Yorum Yaz
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche