• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Yeni bir sayfa için bekleme





Yeni bir sayfa için bekleme
 




Çocuklar, dünyanın pek çok ülkesinde endüstrileşmenin ihtiyacını karşılamak için ortaya çıkmış olan eğitim sisteminin içinde körebe oynuyorlar. Sanatın, sporun ve deneysel bilimin neredeyse yok sayıldığı sistemde öğrencinin amacı; öğrenim sırasında kendini tanımak, yeteneklerini geliştirmek, insan olmak için atılacak adımları bilmek, duygularını tartabilmek, sorgulayan bir birey olmak ve farkında olarak mezun olmak değil, ebeden kaçmak. Çocuk “sobelenmemek” yani sistem dışı kalmamak için ezberletilmek istenen bilgileri yutuyor. Daha doğrusu yutmak zorunda bırakılıyor.

Çevremdeki ailelere baktığımda da, "Çocuğum nasıl olsa eğitmenlerin elinde. Sınavların peşinde. Ben ona karışmayayım" modunu görüyorum. Evde de zaten ellerine akıllı telefon ya da Ipad verip kendi dünyalarına çekiliyorlar. Daha sonra da başarısızlıkla, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite gibi sorunlarla karşılaştıklarında, “Bizim çocuğumuz niye böyle” diye soluğu psikologlarda alıyorlar.

***

Kendimizi değerli hissetmediğimiz gibi genelde çocuklarımızın da kendilerini değerli hissetmelerine izin vermiyoruz. Değer kavramını oturtamayan bireyler, kendilerine sunulan kadar sevgiye, verilen işe ve paraya razı oluyorlar. Her şeye, “Yettiği kadarıyla”, “Daha fazlasını istemem şu kadar olsa yeter” gibi gösterdikleri blokajlarla aslında kendileri olandan uzaklaşıyorlar. Oysa bilmemiz gereken şu ki evren herkese eşit pay ayırıyor ve zaten bildiğimiz bilgileri yeniden hatırlamamız için adeta yalvarıyor. Ama sadece hayallerini büyüten, onları süsleyen, geçmişteki sorunlarını çözen, kendilerine alan açıp talep edenler karşılığını alıyorlar. “Gidebileceğim bir başka nokta yok”,

“Yapabileceklerim bunlarla sınırlı”, “Daha çok kazanmak istiyorum ama şartlarım bunlar” düşünceleri hem stres yaratıyor hem de başka fırsatları kaçırmamıza neden oluyor.
“Peki bu fırsatlar nerede de biz göremiyoruz?” derseniz o kitaplığınızda uzun süre duran ama zaman bulamadığınız için kapağını açmadığınız kitapta, sıkıcı olacağını tahmin ettiğiniz bir oyunda, gitmesem de olur dediğiniz bir dans gösterisinde ya da bir sergide olabilir.    

Günümüzde birçok son teknoloji ürünün geliştirilmesinde başrol oynayan ve Tesla Motors, Paypal, SpaceX gibi dev firmaların kurucusu olan Elon Musk, tüm bu başarılarının sırrının kitap okumak olduğunu söylerken bunu boşuna zikretmiyor. Bu ve bunun gibi tonla örnek verilebilir. Çok uzağa da gitmeye gerek yok aslında. Bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dans ettiğini, operayı, tiyatroyu ve müziği ne kadar çok sevdiğini bilmeyen yok. Sanat yapıtlarının insanın ufkunu açtığı bir gerçekse, siz neden onları görmezden geliyor ve çocuklarınız için eğitim sisteminin içinde önemli bir yere konmasıyla ilgili bir çalışmanın başlatılmasına vesile olmuyorsunuz? Hadi tepki vermiyorsunuz, bu bakış açısını kazandırmak için herhangi bir girişimde bulunuyor musunuz?

***

Çok mu ağır girdim? O zaman sizi bir sergiye götüreyim. Bilmiyorum içinizden kaç kişi gidip gördü ama geçtiğimiz günlerde İzmir Sanat’ta bende müthiş etkiler bırakan bir sergi yer aldı. Maalesef 8 Temmuz günü sona eren “Düşler Tutsak Edilemez” başlıklı sergi politik mahpuslarla dayanışmak, onların sesini, düşünce üretimlerini dışarı duyurmak amacıyla hazırlanmış. Proje kısaca şu: mahpuslara şu an dışarda olsanız nasıl bir fotoğraf çekersiniz diye bir soru yöneltilmiş. Sorunun cevabını karşılık bir fotoğrafçı, hayal edilen fotoğrafın peşine düşmüş ve onu çekmiş. Sergide hem bu sorunun cevabını hem de fotoğrafı görme imkanına sahip oluyorsunuz.
Bazen bildiğimiz her şey unutmamız ve yeniden başlamamız gerekiyor. Bildiklerimizin bize dayatılmış olduğunu anımsayarak elbette… “Görülmüştür Ekibi” ile “redfotoğraf grubu”nun hazırladığı 68 mahpus ile 60 fotoğrafçının buluşmasını sağlandığı bu ikinci proje sergisi, bana bunu hatırlattı. Kalıplarımızı, bize dayatılan bir takım düşünceleri yıkarsak yeniden başlamak her zaman daha iyidir.  

Bir zamanların efsanevi Fransız ozanı ve şarkıcısı Jacques Brel, şöyle der: "Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan, güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için beyaz yelkenlerin seni gelip almasını bekliyorsan, yarına inanmak için günbatımına, iyi kalpli görünmek için zayıflığa ve güçlü görünmek için öfkeye gereksinimin varsa; demek ki hiçbir şey anlamadın."



 

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.99026.0142
Euro6.82196.8493
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche