• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Kaçak yaşamların batan hayalleri (18)

 
Kaçak yaşamların
batan hayalleri
 
Gökmen Küçüktaşdemir
 
Güneş en tepedeydi... Deniz güzel bir şarkı söyler gibi dalgalarıyla vururken kumsala, rüzgar saçlarını okşuyordu ılık ılık. Bulundukları tepeden koya doğru inerlerken aşağıdaki manzaranın güzelliğine kapılmamak mümkün değildi. Bu bakir sahil şeridini kaplayan altın rengi taneciklere ulaştıklarında, bata çıka yürüyerek yerde öylece yatan sessiz bedenlerin yanına vardılar. Çoğunu kadınların oluşturduğu 14 kişi boylu boyunca uzanmıştı ölümün avuçlarına. Bir de içlerinde son anda fark ettikleri bir bebek vardı annesinin kucağında... Anlaşılan bu onun ilk ve son yolcuğuydu...  Terini silerek, elbiseleri parçalanmış, vücudu tuz ve kumla kaplanmış, gözleri kapalı, soluğunu yitirmiş bir adamın yanına giderek eğilen Komiser Tarık, adamın parmaklarının arasında gördüğü kağıt parçasını zorlanarak da olsa aldı. Buruşmuş kağıttakileri güçlükle okuduğunda yüreği burkuldu: “Sabırsızlanıyorum yeniden bir arada olacağımız günleri hayal ederken. Uzaklığın bin yıllık hasret, kavuşma günümüz için adaklar adıyorum. Nemli gözlerim hep pencerede, geleceğin anın peşinde... Oğlumuzda çok özledi seni, ne zaman geleceğini soruyor her gün bana... Az kaldı diyorum... Çok az...”
TÜRKİYE İLK 10'DA
3-5 dakika içinde Emniyet Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Ekipleri ve Jandarma ile ambulanslar Karaburun yakınlarındaki doğanın güzelliklerini tüm cömertliğiyle sergilediği bu cennet gibi mekanı doldurdu. O kalabalık içinde Tarık'a yaklaşan yardımcısı Şirin, “İkisi hariç hepsi yabancı uyruklu” dedi. Daha sonra da kayalık bölgeyi göstererek, orda da parçalanmış bir tekne bulunduğunu anlattı. Şirin'e göre Yunan Adaları'na gitmek istiyorlardı. Haklıydı Şirin, yeni bir insan kaçakçılığı vakasıyla karşı karşıyaydılar.
Dünyadaki tüm ülkelerde bu suç işlenmekle birlikte, Türkiye tam bir geçiş noktasında olduğundan transit ülkeler arasında ilk 10'da yer alıyor. İnsanlar, eski Doğu Bloku ülkeleri, Asya ve Afrika'dan Avrupa'ya geçmek için çeşitli çete ya da örgütleri kullanıyorlar. Gittikleri ülkede ise kaçak olarak çok düşük ücretlere çalıştırılıyor ya da fuhuşa zorlanıyorlardı. Şimdi polisin takip ettiği onlarca dosya arasına biri daha katılmıştı. Havalar ısındıktan sonra insan kaçakçılığı olaylarında artış gözleniyordu. Bu da onlardan biriydi... İlk yapılan kimlik tespitinin ardından, geride bıraktıkları adreslere telefon edilerek ya da birer mektup gönderilerek yakınlarına durum anlatıldı.
Bir hafta sonra İzmir Emniyeti'nin koridorlarında bir kadın görüldü. Fransa'dan gelmişti. Yorgun ve bitkin gözüküyordu. Ayşen adındaki bu kadın, insan kaçakçılarının kurbanı olan bir genç adamla, eşi Salih'le ilgili aldığı kötü haber üzerine oradaydı. Onu son kez görmek ve son yolculuğuna uğurlamak istiyordu. Genç kadını alıp morga götürdüler.
İlk kez 2 yıl önce Salih ve Ayşen işsiz kaldıklarında yurtdışına çıkmayı düşünmüşlerdi. Uzun süre iş aramış ama bulamamışlardı. Son çareyi Fransa'daki akrabalarının yanına gitmekte bulmuşlardı. Salih ellerinde kalan son parayla önce eşini ve oğlunu göndermişti. Daha sonra da yeniden para biriktirip kendisi yola koyulmuştu. Ancak bu hiç bitmeyecek bir yol olmuştu... 
ACI NEFRETE DÖNÜŞTÜ
O soğuk odadaki sıcak anıların, belleğinden gözyaşlarıyla birlikte etrafa dağıldı günden bir hafta sonra yine Emniyet Müdürlüğü'ndeydi Ayşen. Hissettiği derin yalnızlık ve acı nefrete dönüşmüşken, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Grup Amirliği'nin komiserlerinden Tarık'ın isteği üzerine ifadesine başvurulmak üzerine çağrılmıştı. Komiser, onu eşine yazdığı mektuptan hemen hatırladı... Ayşen, bu olaya neden olan adamların hemen bulunmasını istiyordu. Sadece kocasını değil, diğer kandırılan insanları da düşünüyordu.
Fazla kişi bindirilen teknenin yakalandığı fırtınadan dolayı battığını belirten Komiser, ondan başka hiçbir kurbanın ailesine ulaşamadıklarını aktardı. Bu nedenle çetenin yakalanması için Ayşen'in vereceği bilgilerin çok değerli olduğunu vurguladı. Ancak, onun söyleyeceği tek şey vardı o da bir isim: Sarı İsmail. O da eşiyle yaptığı konuşmalardan kalmıştı aklında. Salih bu adamla tesadüfen bir çay bahçesinde tanıştıklarını dile getirmişti. Sarı İsmail eşini Fransa'ya götürebileceği konusunda ikna etmişti. Polis birkaç kez bu ismi duymakla birlikte bir türlü onu yakalayamamıştı.
Ayşen, oradan ayrıldıktan sonra tekrar Fransa'ya gitmekten vazgeçti. Sarı İsmail'in yakalanması beklemek de istemiyordu. Bir şeyler yapmalıydı ama ne?
Önce İzmir'de bir lokantada garson olarak iş buldu, oğlunu da bir kreşe verdi. İşten vakit buldukça da mültecilerin takıldığı mekanlara gidiyor, tekne sahipleriyle görüşüyor, pasaport için kuyruğa giren insanlarla konuşuyordu. 3 ay geçmişti ama aradığı kişiyle ilgili hiçbir şey bulamamıştı.
Bir gün çalıştığı yere yemeğe gelen bir grup içinde adamlardan biri diğerine 'Sarı' diye seslenince dikkatini çekti. Adam saçının ön tarafını sarıya boyatmıştı diğer taraflar ise kahverengiydi. Ayşen, grup masadan kalkana kadar gözünü ve kulağını onlardan hiç ayırmadı.  Fakat, başka önemli bir şey de duyamadı. Tam kapıdan çıkarlarken şansını denemeye karar veren Ayşen patronundan izin isteyip onları takip etmeye başladı. Araçlarına binip yola çıktıklarında Ayşen de arkalarındaydı. Yol, onları Güzelbahçe'de bir çay bahçesine çıkardı. Grup orada önce ikiye bölündü, sonra aralarına yeni bir daha katıldı. Acaba eşinin bahsettiği çay bahçesi burası mıydı? 'Sarı' dedikleri kişi grubu yeni katılan adamla bir şeyler konuşuyordu. Masanın üstüne bir pasaport konulduğunda artık aradığı kişiye yaklaştığını anladı. Önce tuvalete gidip açık olan saçlarını toplayıp kafasına bir eşarp taktı ve makyajını iyice sildi. Çantasındaki silahı kontrol etti. Daha sonra da uygun bir zamanı bekleyip yanlarına gitti.
-     Affedersiniz Sarı İsmail'i arıyordum. O siz misiniz?
-     Neden aramıştınız?
-     Fransa'ya gitmek istiyorum. Onu burada bulabileceğimi söylediler.
-     Buyurun, oturun o benim. Size yardımcı olabilirim.
İşte Ayşen'in beklediği an gelmişti. Hemen çantasını açıp silahı çıkarttı ve Sarı İsmail'e doğrultu ama ateş edemedi bir türlü. Sarı İsmail'in adamları da aynı anda silahlarını çektiler ve ardından tetiğe basamayan Ayşen'in silahını aldılar. Ardından da Ayşen'i zorla yanlarına alarak araçlarıyla oradan ayrıldılar. 10 kilometre ilerideki bir balıkçı barınağına götürdüler genç kadını. Yolda biraz hırpalayarak neden böyle bir şeye kalkıştığını anlattırdılar Ayşen'e...
ŞAŞIRTAN PLAN
Barınağa vardıklarında Sarı İsmail, “Ondan kurtulmalıyız” dedi adamlarına. Tam başına silahı dayayıp öldürecekleri an, akşam yeni bir tekneyle Yunan adlarına gönderecekleri grup geldi akıllarına. Nasıl olsa tekne yine batar ve içindekiler de ölürdü. Ama bu kez işi garantiye alıp bir de uzaktan kumandalı patlayıcı yerleştireceklerdi tekneye. Ellerini, ayaklarını bağlayıp, ağzını kapattıktan sonra barınakta bıraktılar Ayşen'i. Uzun bir süre uğraştıktan sonra genç kadın iplerden kurtuldu ve hemen Tarık'a telefonla haber verdi. Tarık, telefonda ona geri dönmesini söyleyince şaşırdı Ayşen. Ama bu Tarık'ın aklında geçen bir planın parçasıydı. Suçüstü yakalamak istiyordu onları. Ayşen geri döndü ve onların gelmesini bekledi. Hava kararınca Sarı İsmail ve adamları geldi. Onu alıp diğerlerinin yanına götürdüler. Zifiri karanlıkta hepsini sahile yanaşan bir tekneye bindireceklerdi ki polis baskın yaptı. İnsan kaçakçılarını yakaladı, kurbanları ise ülkelerine gönderdiler.
Türk Ceza Yasası'nda yapılan son değişiklikle insan kaçakçılığına verilen hapis cezası 8 yıldan 12 yıla çıkartılmış durumda. Ancak mahkeme, bu çetenin içinde yer aldığı diğer olayları da ele alındığında 6 kişiye 25'er yıl hapis cezası verdi. Ayşen ise cesaretinden dolayı Emniyet Müdürlüğü tarafından ödüllendirildi.
Ünlü filozof Eflatun der ki, “Korkaklar hiçbir zaman zafer anıtları dikmemiştir.” 
 
 
 
 
 
 
 
 

Yorumlar - Yorum Yaz
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.83633.8517
Euro4.50604.5241
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche