• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Onar benim dünyamı

 






Onar benim dünyamı
 


16. yüzyıldan, her şeye ve herkese hükmetmek isteyen bir krallığın topraklarından başlayan; hırsların tükenmediği, vicdanların terk edildiği, insanlığın akıllanmadığı günümüze yapılan bir yolculuğa katıldım geçtiğimiz günlerde. Birçok hayatın içinden akıp, ilişkiler arasından sıyrılıp, bize gösterilmek istenen pencerelerden ve kendi gördüklerimizden geçtik. Durup dinlenmeden; kelimelerden cümlelere, cümlelerden duygulara ve hislere savrulup durduk. Yol uzun olunca hayli söylenecek söz, anlatılmak istenen çokça yaşam öyküsü vardı. Kah dinledik kah demlendik anıları yudumlarken. Zaman akıyor, bizim aklımız hep 5 Ağustos'ta kalıyordu.    

Ama onca hikaye arasında kim bir aşka takılmazdı, kim boğazının tutkunun elleri tarafından düğümlendiğini ve ayrılık acısını bedeninde hissettiğini kabul etmezdi?
Siz hiç sevdiğinize kavuşamadığınız için hayatınızı sonlandırmayı düşündünüz mü? Peki ya sözleri "Aşk istiyoruz" diye sürüp giden bir operayı ağzınıza dolayıp kıskançlığınız yüzünden bir tiyatroyu ateşe verdiniz mi?

Düzgün yaşa, gelecek olanı düşün.

***

Hayat herkes için akıyor, zaman hepimiz için kısalıyor. Yaptığımız güzel şeyler kadar varız bu dünyada. Kim yaptığı atom bombasıyla binlerce insanın ölümünden sorumlu olan bir fizikçi gibi anılmak ister ki?  Kim milyonlarca insanın geleceğini hiçe sayıp, kendini kurtarmak için bir ülkenin kaderini yıkıma doğru sürükleyen kişi olarak bilinmek için çabalar ki?

5 Ağustos...
Varlığın ve yokluğun bir birine karıştığı gün. Kötülüğe karşı eyleme geçenlerin sloganlara sarıldığı gün. Dünyanın güzelliği ve yetenekleri karşısında eğildiği Marilyn Monroe'un hayatına son verdiği gün.

Bugün birçok ülkede aradan 5 yüz yıl geçmesine rağmen hala Shakespeare'in eserlerinin sahnelendiğini görüyoruz. Sizce günümüz insanının ve içinde yaşadığı dünyanın sorunlarını anlatmakta ne kadar yeterlidir eserleri? Bugün varlığını sürdürenlerin, aşırı dağlanmış, yanmış, parçalanmış dünyasıyla, tuhaf tutkuları, şiddetli kavgaları, sarsıcı aşkları ve ilginç zevkleriyle ne kadar ilgilidir?

Brüksel'de yaşayan ve bu soruları kendine soran yazar Paul Pourveur  "Shakespeare Öldü, Aş Bunları" adlı eserinde sizi de bu sorularına ortak ediyor. Ve çıkardığı yolculukta sorgulamasını Marilyn Monroe'dan film yönetmeni Jean Luc Godard'a, nobel ödüllü fizikçi Werner Heisenberg'den bir başka nobel ödüllü fizikçi Niels Bohr'a kadar birçok popüler ve bilimsel referansla yaptırıyor.
İzmir Bornova'da 'Atölye açıKapı'da tanık oldum bu sorgulamaya ve aynı zamanda acı ile umuda. Gördüklerimin kahramanları, aşkla kavrulan ne Anna ne William'dır. Biraz Shakespeare, biraz oyunun yazarı Paul Pourveur, biraz yönetmen ve oyuncu Kağan Uluca ile ona eşlik eden Derya Efe'dir. Dahası Tiyatro4 ekibini tamamlayan Ulvi Kahyaoğlu, Burak Talı, Andaç Beyhun, Rahmi Savran, Utku Güçoğlu, Alpgiray Kelem, Deniz Erbige'dir.

***

Düzgün yaşa, gelecek olanı düşün.

Shakespeare avlanmayı çok seviyor. 5 Ağustos’ta, Stratford’un Squire Parkı’nda bir alageyiği öldürüyor; aslında yasak. Ceza ödemesi gerekiyor. Bu durum William’ı çıldırtıyor. Ceza ödemeyi reddederek Londra’ya kaçıyor. Kaçış rotası bugüne kadar hala bilinmiyor. Fakat Londra’ya ulaşabilmek için dört gün çaba sarf ettiği büyük bir ihtimal. Cebinde beş parası olmadığı için, bir tiyatronun girişinde at bakıcısı oluyor, sonra aktör ve nihayetinde ünlü bir tiyatro yazarı.
Böylelikle, umursamaz tavırlarından dolayı ve doğayı aşağılayıp hor gördüğü için William zengin bir tiyatro dehası oluyor. (Tabii bu oyunun yazarı Paul Pourveur'ın inanmayı seçtiği birçok efsaneden biri.)

Paul Pourveur eserinde, bu çocukça ve hor görücü tavrın daha sonra arkasından; Gap, Starbucks, Shell, Nike, McDonalds, Chiquita gibi bir sürü takipçi yarattığını söylüyor.  

Düzgün yaşa, gelecek olanı düşün.

5 Ağustos
... Tarihe "Dünya Anıtlar Günü" olarak geçiyor. Marilyn Monroe'nun intihar ettiği, Atatürk'ün evlendiği, birçok yazarın ve düşünürün vefat ettiği ya da doğduğu, birçok savaşın başladığı, birçok patlamanın olduğu bir gün. Yazar da kurgusunu bu güne odaklamış. Girift bir anlatıma sahip ve zaman zaman güldüren hikaye, geçmişten günümüze akıtılırken sergilenen iyi oyunculuğun enerjisiyle seyirciye bulmaca çözüyormuş keyfi verdiriyor. Kağan Uluca'nın yönetimindeki ekip metni okuduktan sonra, "Yazılanları seyirciye en iyi nasıl anlatabiliriz?" diye bolca düşünmüş. 3 ayın sonunda ışık oyunları ve oyunculukla güzel bir dil belirlemiş. Oyunu izlediğinizde "Ben hemen yutulacak hazır lokmalar yazmıyor" diyen yazarın ne demek istediğini anlıyorsunuz. Tarzı bana biraz Altın Ejderha'nın yazarı Roland Schimmelpfennig'i anımsatsa da önümüzde çok iyi bir metnin durduğunu söyleyebilirim... Uçuşa geçen dolardan sonra "zaman en değerli şey" gibi bir cümle kurmaktan çekinsem de 70 dakikanızı bu oyunu izlemek için ayırabilirsiniz.     

Ve salondan çıktıktan sonra belki siz de, düzgün yaşayıp, gelecek olanı düşünmeyen insanlara, oyunda bir kez daha sloganlaşan, "Yeniden onar benim dünyamı" sözünü sarf edebilirsiniz.
 
Dip Not:

İzmir Bornova'da 'Atölye açıKapı'da sergilenen "Shakespeare Öldü, Aş Bunları" adlı oyundan, mekanda açılmış olan harika bir sergiyi keyfiyle gezmiş olarak ayrıldım. Aynı oyun bugün saat: 20.00'de AÇIK STÜDYO'da. Kaçırmayın derim.
 

  

Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche