• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ktdgokmen
Site Menüsü
Site Haritası

Otobiyografi

 
 
 BENİM HİKAYEM
 

  “Mavi gözlü kişi” anlamına gelen adımı doktorum koymuş. Tabii ki, göz rengimin sonradan yeşile döneceğinden ve yıllar sonra Türk Dil Kurumu’nun uzaya çıkacak ilk Türk’e “Gökmen” ismini vereceğinden habersiz olarak...
Benim yaşama gözlerimi açtığım yıl olan 1977, dünya için pek hayırlı olmamış… Mesela; İspanya'ya bağlı Kanarya Adaları'ndaki Tenerife Havaalanı üzerinde Pan American Hava Yolları'na ait bir Boeing 747 ile KLM Hava Yollarına ait bir Boeing 747 çarpışmış. Havacılık tarihinin bu en büyük felaketinde 583 kişi ölmüş. Aynı yıl Türkiye’de üniversitelerde olaylar artarken İstanbul Hukuk Fakültesi'nde öğrenciler arasında çıkan silahlı çatışmada 9 öğrenci yaralanmış. İstanbul Taksim Meydanı, ‘Kanlı 1 Mayıs’ olarak hatırlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları sırasında çıkan olaylarda 34 kişinin hayatını kaybetmesine tanık olmuş. Ayrıca, sevenleri Elvis Presley, Oğuz Atay ve Charlie Chaplin gibi çok önemli isimleri yitirmiş… 
 
80 darbesinin ardından devlet kadroları yeniden kurulurken, ben de sanırım “agu, mama, buu” gibi kelimelerden cümle kuruluşlarına geçmişim. Ve ilk özdeyişimi de işte o günlerde şöyle zikretmişim: Bir gün mundaga (mutlaka)....                 
  
  O karışık dönemde ailemi sevindiren bir başka gelişme de kardeşimin dünyaya gelişi olmuş. O zamanlar ebeveynlerde moda, çocuklarına aynı harfle başlayan ya da kafiyeli isimler koymak olduğu için sanırım kardeşime de Gürkan ismi verilmiş. Yıllarca oturduğum mahallede böyle isimler taşıyan çok arkadaşım vardı: Gökhan-Gültekin, Onur-Oğuz, Hakan-Haydar, Öner-Soner gibi… 
 
Okumayı öğrenip kurdeleyi taktıktan sonra ilk serüvenime ‘Guliver’ ile çıkıp sonra ‘Sefiller’le tanıştım. Keyifliydi okumak, maceradan maceraya geçiyordum ama kalemle yazmakta zorlanıyordum. Galiba bugün de aynı şey geçerli... Hatta bir arkadaşım bana geçmişte, “Ne o, yine Japonya’daki arkadaşına mektup mu yazıyorsun?” diye ara sıra takılırdı. Bilgisayarlar çıktıktan sonra hepten unuttum yazmayı.
 
Ben kalemi yazarken kötü kullanırdım ama çizerken fena değildim. İlkokul öğretmenimin ödev olarak verdiği dünya haritası çizimini, benim çizdiğime inanmayınca bütün sınıfın önünde tekrar çizmek ve gerçekten benim yaptığımı ispat etmek zorunda kalmıştım kendisine. Ortaokul birinci sınıfta ise liselilerinde katıldığı bir yarışmaya resim öğretmenimin teşvikiyle girip ‘Öğretmenler Günü’ ile ilgili yaptığım resimle birinci oldum. Ama törene geç kaldığım için ödülümü bir başkası aldı. Bugün hala merak ederim o ödülü kimin ve neden aldığını…
Bu geç kalışlarım sonra da devam etti. Üniversiteye üçüncü yılımda girebildim. Ehliyetimi 25 yaşımda aldım…
   
Çocukluğum ve gençliğimin geçtiği Ankara benim için hiç unutulmayacak eski bir sevgili gibidir. Yüzlerce anı vardır; parklarında, sokaklarında, sinemalarında ve  tiyatrolarında...
 Şimdi en çok kışlarını özlüyorum Ankara’nın, bir ılıman iklimin kollarında yaşarken. Sıkı sıkı giyinip de sokağa çıkıp kartopu oynadığımız, kardan adamlar yaptığımız ve yan mahalleye savaş ilan ettiğimiz beyaza bürünen o yıllara dair tonla kare uçuşuyor belleğimde. Siyah beyaz televizyonlara veda edip renklisine ‘merhaba’ dediğimiz, İran –Irak savaşını anlamaya çalıştığımız, Blue Jean Dergisi almaya başladığımız, Guns N’Roses'ı keşfettiğimiz yıllardı…
Ortaokulun birinci sınıfı bitmiş karneler dağıtılmıştı. Son gün sınıfımız bölünmüş, en sevdiğim arkadaşlarımdan biri olan Özgül, başka bir sınıfa geçmişti. Ayrılacağımızı öğrenince gelip beni öptü. Bu benim bir kızdan aldığım ilk öpücüktü... Hemen yanımdan uzaklaştı. Öyle kalakaldım... Arkasından bakmakla yetindim... Beni öptüğünü bütün arkadaşlarım görmüştü... Uzun bir süre alay konusu olduk... Galiba bundan dolayı onun bir daha yüzüne bile bakamadım... Oysa ona o gün ve daha sonra söylemek istediklerim bugün hala yüreğimde bir yerlerde dolaşır durur...   
 
Ders çalışmayı sevmediğim için vasat bir öğrenci olarak görüldüm hep. Bu nedenle ailem, benim liseyi endüstri meslek lisesinde okumamı istedi. Girdiğim sınavda elektriğe kapılmamla birlikte yıllar boyu bu şokun etkisinden kurtulamadım. 3 yıl lise, 2 yıl üniversite... Tabii üniversite de bir yıl ara verdiğim ve biraz da derslerle pek alakam olmadığı için okulu 4 yılda bittirdim. 9 Eylül Üniversitesi’ni kazanınca benim için hem Ankara ve hem de birçok anı geride kalacaktı. Çünkü İzmir’i çok sevmiştim. Deniz ve sıcak insanları beni kendine çekiyordu sanki...
Üniversite yıllarım arayış içinde geçti... Lise sonda okurken başladığım radyoculuk ve gazeteciliğe olan ilgim nedeniyle hep iletişim fakültesinde okumak istedim. Okulu bir yıl bırakıp tekrar denemem de bundandı. İletişimde okuyamamak beni çok hırslandırdı. Elektrikte okumama rağmen derslere girmek yerine ya radyo programlarındaydım ya da TV’de canlı yayında. Çalışmadığım radyo kalmadı. Yerel bir TV kanalında da müzik programı sunmaya başladım.  
 
                                      Mezun olduğum günlerde Yeni Asır Gazetesi’ne çalışmak için başvurdum… O yıl, Ahmet Taner Kışlalı, İBDA-C örgütüne mensup kimliği belirsiz 2 kişi tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Artık gazeteci olmayı daha çok istiyordum… 
  
Yazılarımı beğenmişlerdi, kabul edilmiştim ama bir de eğitimden geçmem gerekliydi. 6 ay sonra bana, ‘Eğitim bitti artık haber merkezinde çalışan bir muhabirsin’ dediklerinde biliyordum ki aslında her şey yeni başlıyordu…  
Yıllar sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nde Yüksek Lisans yaparak içimdeki ukteyi de geride bırakmanın mutluluğunu yaşadım.

 
Bugün medyayla tanışıklığım 18 yılı buluyor. Gazeteciliğe başlayalı ise 15 yıl olmuş… 
 
Bu arada hala uzaya bir Türk çıkmadı…  
       Devam edecek...       


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82483.8401
Euro4.50974.5278
Ne güzeldir,sessizlikte birlikte olmak
Daha da güzeldir, gülmek birlikte
Cennetin ipekten şalı altında
Yosunlara ve kayın ağaçlarına yaslanarak,
Kahkahamız kadar yüksek sesli olduğunu dosluğumuzun
Gösteriyor dişlerimizin beyazlığı.
F. Nietzche