
Bu yıl Uluslararası Mitoloji Film Festivali'nde Ülgen ödülünü verdiğimiz Semih Kaplanoğlu, bize ödül töreninden sonra Buğday filmine ilham veren bir anısını anlattı.![]() Bazı hikayeler hayat kurtarır Heybemize Anadolu’nun binlerce yıllık efsanelerini, mitolojinin büyülü dünyasını ve sinemanın anlatım gücünü alıp koyulduk yola. 4 yıldır köylerden şehirlere, antik kentlerden müzelere, sergi salonlarından sinemalara dolaşıp duruyoruz. Gittiğimiz her yerde tohumlar ekiyoruz… Bu yıl festivalimizin pardon 4. Mitoloji Film Haftamızın teması doğa ve mitoloji. Giderek daha fazla insana ulaşıyoruz. Bir yandan dünya da kalabalıklaşıyor, biliyoruz. Ülkeler teknolojiyle akıllanırken maalesef tabiata iyi bakılmadığı için kaynaklar tükeniyor. Tarlalar verimsizleşiyor, ürün azalıyor, ekolojik denge bozuluyor. İnsanlar, sağlıklı besin bulmakta zorlanıyor. BM’nin 2026 Gıda Güvenliği Raporu’nda yer alan 2025 verilerine göre dünyada 645 milyon insan açlık yaşıyor. Yaklaşık 2,1 milyar insan ise orta veya ağır düzeyde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Dünya Sağlık Örgütü'nün tahminlerine göre 2024 yılında, 1–59 aylık 100 binden fazla çocuk doğrudan ağır akut yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetti. Bu yıl Ülgen ödülünü verdiğimiz Semih Kaplanoğlu, bize ödül töreninden sonra Buğday filmine ilham veren bir anıyı şöyle anlattı: ‘’Köyün birinde yaşlı bir kadınla konuşurken, bana çocukluğunda kuraklıktan dolayı uzun bir süre aç kaldıklarını, açlıktan bir sonraki yıl ekecekleri tohumları bile yediklerini söyledi. Ekim zamanı bu soruna çözüm ararken o bölgede tanınan bir ihtiyar kendilerine; karınca yuvalarını kazmalarını, yuvalardaki tohumları almalarını ve onları ekmelerini belirtmiş. Tohumları bulmuşlar ve onları ekerek hayatlarını sürdürmüşler.’’ Asıl tehlike, tohumun tükenmesinden önce insanın doğayı yalnızca kontrol edilecek bir kaynak olarak görmeye başlaması. Geçmişte doğayla bağ kuran, onu anlamaya çalışan, ondan özür dileyen, onun için şenlikler düzenleyen insanlardan; onun ruhunu yok sayan, vicdansız varlıklara dönüştük. Oysa Yunus Emre'ye atfedilen bir anlatıda, kurumuş dalları kesmek için ormana girerken baltasını ağaçlardan saklayan bir insanın inceliği vardır. Bir de bugün, maden çıkarmak uğruna toprağın zehirlenmesine göz yuman insanlık... İki anlayış arasında ne kadar uzun, ne kadar hüzünlü bir yol var. Mitolojide Ülgen, iyiliğin, aydınlığın ve yaratıcı gücün simgesidir. Mitoloji bize yalnızca geçmişin hikâyelerini anlatmaz; doğayı nasıl anlamlandıracağımızı, onunla nasıl bir bağ kuracağımızı da hatırlatır. Biz de dört yıldır gittiğimiz her yerde hikâyeler anlatıyor, tohumlar ekiyoruz. Kim bilir, belki bir gün birileri bizim ektiğimiz tohumlarla da hayat bulur. Çünkü bazı hikâyeler hayat kurtarır. Yeter ki onları yalnızca kulaklarımızla değil, vicdanımızla da dinleyelim. |
3 kez okundu |
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |